tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Yeryüzünde kibirli bir halde yürüme. Şüphe yok ki, sen ne yeri yarabilirsin) öyle bir kuvvete sahip değilsin (ve ne de boyca dağlara yetişebilirsin.) Artık bu kadar büyüklük taslamak sana yakışır mı?
(İsra, 17/37)
Hadîs-i Şeriflerden
Kişi dostunun dini, yani hayat tarzı ve yaşantısı üzeredir. O halde kişi dost edineceği kimseye dikkat etsin.
(Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 45)
Dualardan
Binler rahmet onun ruhuna insin, âmîn! Kabri de hanesi gibi Kur'an ve Nur'un bir menzili olsun, âmîn!
(Emirdağ Lahikası)
Vecîze
Ziya ile mevcudat görünür, hayat ile mevcudatın varlığı bilinir. Herbirisi birer keşşaftır.
Mektûbat
İMAM VE HATÎB-İ UMUMÎ

İMAM VE HATÎB-İ UMUMÎ

17.05.2024

Ka’be-i Muazzama, emr-i İlâhî ile bütün müminlere kıble olarak tayin edildiği[1] ve Mekke-i Mükerreme’de bulunduğu için; Mekke-i Mükerreme, O Zât-ı Risâlet için bir mihrâb hükmüne geçmiştir. Kâinâtın mihrâbı, Mekke’dir. Zîrâ Ka’be-i Muazzama oradadır. Semavatta bulunan Beytü’l-Ma’mûr buraya bağlıdır. Resûlullah (sav)’e mirac esnasında Beytü’l-Ma’mûr gösterilmiş. Resûl-i Ekrem (sav)’in ifadesiyle; “Beytü’l-Ma’mur, yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70.000 meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mâbeddir.”[2]

Minber, Medîne-i Münevvere’dir. Zîrâ Resûl-i Ekrem (asm), orada İslam Devleti’ni inşâ etti; bu âlî devletin imamı ve başkanı oldu; ahkâm-ı Kur’âniyye’yi orada icrâ ve tatbîk etti; bütün Müslümanlar’a o minber-i âlîden İslâm’ı teblîğ etti ve orada bütün âleme i’lânât verdi.

Ezelden ebede kadar her şey, o mihrâb ve minbere bakıyor. O Zât-ı Ekrem (asm), beş vakit farz namazlarda imam oluyordu. Namazdan çıkarken, evvelâ sağa selâm veriyordu. Sağında bütün peygamberler ve melekler! Peygamberler, gösterdikleri mu’cizeler ile ‘sadakte’ diyorlar. Sonra sola selâm veriyordu. Solunda kıyamete kadar bütün evliyâlar! Kezâ bütün evliyâlar, kerâmetlerinin diliyle ‘sadakte’ diyorlar. Bu hâl, hayâl değil. O Zât (asm), işte öyle bir namaz kılıyordu. Şu anda da öyledir. O, devamlı imamdır. Ezân okunduğu zaman, hakîkat-i Muhammediyye, yani şahsiyyet-i ma’neviyye-i Muhammediyye (asm), Mekke’de Ka’be-i Muazzama’da manen imâm olur; ezelden ebede kadar bütün âlem, manen arkasında saf tutar.

Resûl-i Ekrem (asm), Mi’râc gecesinde Kuds-i Şerîf’te, bütün enbiyâ ve bütün evliyânın rûhaniyetine bilfiil imam olup iki rek’at namaz kıldırmış. Bu cihette Mi’râc-ı Ekber-i Nebevî, mü'minler için bir tatbîkat sahası ve başlangıç oldu. Bütün mü’minlere namaz vasıtasıyla bir mi’râc yolu açıldı. Zîrâ  مِعْرَاجُ الْمُؤْمِنِ   اَلصَّلٰوةُ“Namaz, mü’minin mi’râcıdır.” hadîs-i şerîfiyle bu hakîkat sabittir. Demek her mü’min, beş vakit namazında mi’râca çıkar. Fakat burada derecât ve merâtib mütefavittir. O hâlde bu hâl ve vaz’iyyet, sadece Mi’râc-ı Ekber’e münhasır değildir.

Hazret-i Âdem (as)’dan kıyamete kadar mâzî ve müstakbel tarafında saf tutan bütün asırlardaki bütün ehl-i îmân, melaike ve ruhaniyat O Zât-ı Ekrem (asm)’ın arkasında saf bağlayıp namaza durmuşlar. O da cümlesine imamlık yapıyor. O’nun ehl-i îmâna ma’nen imâmeti, bu tarz ve vaziyet üzere devam ettiği gibi; maddeten de bilfiil Mi’râc gecesinde bu hâl vukû’ bulmuştur. Zira Nebiyy-i Muhterem (asm), Mescid-i Aksâ’da iki rek’at namaz kıldı. O namazda bütün peygamberân, -derecelerine göre- bütün ehl-i îmânın ruhâniyeti, bütün melekler ve rûhânîler, O’na iktidâ etti. O Zât-ı Ekrem (asm), hepsine imamlık yaptı. Bizler de O’na iktidâ etmişiz. Evet, herkes derecesine göre, o gecede manen mi’râca çıkmış; O’na tebâiyette kendi makamı kadar yükselebilmiştir.

 Ehl-i iman cemaati olarak yeryüzünde her an için namaz kılıyoruz ve namaz vasıtasıyla âlemdeki halka-i kübrâya giriyoruz. O halka, şu dünyayı dâirevârî olarak ihâta etmiştir. Çünkü Ka’be-i Muazzama, dünyanın merkezinde bulunduğu için ve her musallî, ona müteveccihen namazlarını kıldığı için, bu dâire teşekkül etmiş oluyor. Meselâ; burada ikindi namazı, diğer yerde öğle namazı, başka yerde sabah namazı, daha başka bir yerde akşam namazı, diğer bir yerde ise yatsı namazı kılınıyor. Ve hâkezâ kıyâs edilsin.

Hem O bürhân-ı bâhir olan Hazret-i Muhammed (asm), bütün insanlara hatîbtir. Hutbe-i ezeliye olan Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyân’ı kainat denilen mescidde, bütün asırlarda bulunan bütün cin ve inse, melaike ve ruhaniyata, belki bütün mevcudata tebliğ ediyor. Ellahu Teâla,  ezelî ve ebedî olduğu, her yerde esma ve sıfatıyla hâzır ve nâzır olduğu için O’nun kelamı olan Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın nidası, kainatın her tarafında duyuluyor.

Kur'an’ın muhâtabı, -kâfir olsun, mü’min olsun- bütün insanlardır. Resûl-i Ekrem (asm), bu imtihân dünyasının kapısında durup bu Kelâm-ı Kadîm ile يَا اَيُّهَا النَّاسُ hitabıyla bütün insanlara teblîğât yapıyor; onları irşâd ediyor. Kulak verip îmân edenler kurtulup Cennet’e girer; sırt çevirip inkâr edenler ise, bu imtihanı kaybedip Cehennem’e gider.

O Zat-ı Ekrem (asm), sadece belli bir zamanda ve mekânda yaşayan mü’minlerin peygamberi değil, sadece onlara hitab etmiyor. Kıyamete kadar gelecek bütün insanların peygamberidir.

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki; takvâ mertebesine vâsıl olasınız.[3] hitâbıyla umum nev-i beşeri iman ve ubudiyyete davet ediyor.

Demek O Zât-ı Ekrem (asm)’ın imamlığı husûsî olup yalnız ehl-i îmanadır. Fakat hitâbı, يَا اَيُّهَا النَّاسُ ile başlayan âyet-i kerimelerde de ifâde edildiği üzere ehl-i iman ve ehl-i küfür olan bütün insanlara müteveccihtir. O Zât-ı Ekrem (asm)’ın bütün ins ve cinne, belki bütün mevcudat-ı aleme meb’ûs olduğu, başka âyet-i kerîmelerle de kat’î ve sâbittir.[4] Alemdeki tekvînî kanunların mümessili olan melaikenin reisi Hazret-i Cebrail (asm), o tekvînî kanunları Resulullah (sav)’den alır. Bu cihette Hazret-i Muhammed (asm), melaike ve mevcudat-ı alemin de peygamberidir.

 

(Heybil Yayınlarından “Evsaf-ı Muhammediye” adlı eserden alınmıştır.)

 


[1] Bakara, 2:144,149,150.

[2] Buhârî, Bedʾü’l-halk, 6, Menâkıbü’l-ensâr, 42; Müslim, Îmân, 259, 264; Nesâî, Salât, 1; Müsned, III, 149, 153; IV, 207, 209, 210.

[3] Bakara, 2:21.

[4] En’am, 6:130; Enbiya, 21:107: Furkan, 25:1; Rahman, 35:33-34; Cin, 72:1.

 

Bu yazi 2016 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2025 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.240 sn. deSen
↑ Yukarı