tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Ey Resulüm! (Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
(Enbiya, 21/107)
Hadîs-i Şeriflerden
Mü’minden başkasıyla düşüp kalkma, yemeğini de Ellah korkusunu taşıyan kimseler yesin.
(Ebu Davud, Edeb 16; Tirmizi, Zühd 56)
Dualardan
Cenab-ı Erhamürrâhimîn'den bütün esma-i hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ediyoruz ki: Bizleri ihlas-ı tâmme muvaffak eylesin, âmîn.
(Lem'alar)
Vecîze
Bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi, bir batman marifet ve kemalâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvakın balından daha tatlıdır.
Şuâlar
RABBİMİZİ BİZE TARİF EDEN ÜÇ KÜLLÎ MUARRİF

RABBİMİZİ BİZE TARİF EDEN ÜÇ KÜLLÎ MUARRİF

03.05.2024

Şu dünyaya gelen her bir insan, kendine ve âleme baktığı zaman, elbette kendini ve bu âlemi yaratan birisinin var olduğunu anlar. Zaten insan, şu kâinâtın Sâni’ini ve Hâlık’ını ve mâlikini bulmak ve bilmek ve tanımak için bu dünyaya gönderilmiştir.

Madem bu kainatın vücudunu inkar edemiyoruz. Bu muazzam ve muntazam kâinâtın sâhibsiz ve mâliksiz olması, aklen ve mantıken mümkün değildir. Elbette şu mükevvenât perdesi arkasında onu icad eden bir Vâcibü’l-Vücûd vardır ve O’nun vücûdu, aklen zarûrîdir. Peki, O Hâlıkı bize ef’al, esma, sıfat ve şuunatıyla tarif ve tavsif eden, ders veren nedir, kimdir? Üç küllî muarriftir.

Rabbimizi bize tarif eden birinci muarrif kainattır. Evet, kâinât, Ellâh tarafından kudret kalemiyle yazılmış mu'cizevî bir kitab gibidir. Manası, esma-i İlahiyedir. Ef’al, esma, sıfat ve şuunât-ı İlahiyeyi ifâde eder. Şu görünen âlem, zerrat ve mürekkebatıyla beraber  لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ  deyip vücûb-u vücûd ve tevhîd-i İlahîyi bize ders verir. Bu kitab-ı kebir-i kâinatın muhatabı insandır. İnsan, bu kitab-ı kebir-i kâinatı okumak için yaratılmıştır. Hem kendini, hem de bu kitabı okuyacak. Bu büyük kitabın her bir satırı, her bir kelimesi, her bir harfi birer mu’cizedir. Küçüldükçe de kıymeti büyür. “Yâsîn” lafzı içerisinde, Yâsîn Sûresi yazıldığı gibi; kâinâtın cümlesi insanda, insanın cümlesi de bir tek azasında -san’at i’tibâriyle- derc edilmiştir. Zîrâ san’at küçüldükçe, san’atiyet değeri artar ve daha fazla hârika olur. Öyleyse zerre, san’atça Arş’tan daha büyüktür. Çekirdek, ağaçtan daha intizamlıdır ve hâkezâ… Demek şu kâinâtta madde küçüldükçe ondaki san’at da o nisbette büyür.

Hülâsa: Mevcûdât-ı âlem, vücûduyla Ellâh’ın vücûduna, nizâm ve intizâmıyla da Ellâh’ın vahdetine delâlet eder.

Cenâb-ı Hakk’ı bize tarif eden ikinci muarrif, Resûl-i Ekrem (asm)’dır. O Zat-ı Ekrem (asm), hem şu kitab-ı kebirin ayetü’l-kübrasıdır, hem de Hâtemü’l-Enbiyâ’dır. Yani peygamberlerin sonuncusudur.

Nasıl ki;

تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْب۪يحَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا

“(Yedi kat gök, yer ve bunların içindeki bütün mevcûdât, Ellah’ı tesbîh ederler. O’nu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz,) kendi irâdenizle onların tesbîhini (anlayamazsınız.) Zira risâlet müessesesi olmadan hiçbir insan, tek başıyla mevcûdât-ı âlemin zikir ve tesbîhâtını kavrayıp derkedemez. (Şübhesiz O, Halîm’dir;) suçluları hemen cezalandırmaz, mühlet verir; (çok bağışlayandır.)”[1] âyet-i kerîmesi, Kur’an-ı Azîmuşşân’ın âyet-i kübrâsıdır. Zira bu âyet, bütün kâinatın tesbîhât ve hamdini gösteren ve böylece bütün kâinatın tesbîhât ve hamdi ile Ellah’ın vahdâniyetini isbât eden ve evsâf-ı celâliye ve cemâliyesini i’lân eden âyettir. Onun için en büyük âyet ma’nasında, “âyetü’l-kübrâ” namıyla tesmiye edilmiştir.

Aynen öyle de Resûl-i Ekrem (asm), kâinat kitabının, Kur’an’ının âyetü’l-kübrâsıdır. Yani, madem Kur’an, kâinatı okuyan bir kitabdır. O halde kâinat da mücessem bir Kur’an hükmündedir. Kur’an’ın ma’nası, onda tecessüm etmiştir. Resûl-i Ekrem (asm) da kâinat içinde bir mahlûk olduğuna göre, o kitabdan bir âyettir. Fakat O Zat-ı Erem (asm), âyetü’l-kübrâdır. Çünkü O, kâinat ağacının en câmi’ meyvesi ve kâinatın kemâlâtından süzülmüş hülâsatü’l-hülâsası olduğundan; ubûdiyeti cihetiyle bütün kâinatın ibâdât ve tesbîhâtını ve kemâlâtını nefsinde gösterdiği gibi; risâletiyle de bütün kâinatın ibâdât ve tesbîhâtını ders verip göstermiştir.

Cenab-ı Hak, O Zat-ı Ekrem (asm)’ın Hâtemü’l-Enbiya olduğunu, gelecek ayet-i kerîme ile şöyle ilan etmektedir:

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّ۪نَۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمًا۟

“Muhammed (sav), sizin erkeklerinizden hiç birisinin babası değildir. Fakat O, Ellah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Ellah, her şeyi hakkıyla bilendir.[2]

Resûl-i Ekrem (sav) de bir hadislerinde bu hakîkati şöyle beyân buyurmuşlardır:

اَنَا خَاتَمُ النَّبِيّ۪ينَ  لَا نَبِيَّ بَعْد۪ي

“Ben peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra peygamber olmayacaktır.”[3]

Rabbimizi bize tarif eden üçüncü muarrif ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’dır. Kur’an’ın en büyük davası, Cenab-ı Hakk’ı esma ve sıfatıyla tanıtmaktır. Bunun için evvela kainattaki asarı nazara verir, ardından o asar üzerinde tecelli ve tezahür eden esma ve sıfat-ı İlahiyeyi ders verir. Kainat, kudret kalemiyle yazılan ve çok rakîk manaları, çok ince esrarı havi bir kitab olduğundan, bu kitabı yazan Rabbü’l-Âlemîn, o kitaba bir tercüme gönderiyor. O tercüme ise, Kur’an-ı Azîmüşşan’dır ki, o kitab-ı kebir-i kâinatın içinde gizli, müzmer hakaiki, esma ve sıfatı ilahiyeyi bizlere ders verip Rabbimizi bize tanıttırıyor.

 

(Heybil Yayınlarından “Evsaf-ı Muhammediye” adlı eserden alınmıştır.)

 

 


[1] İsra, 17: 44.

[2] Ahzab, 33:40.

[3] Tirmizi, 2219; Ebu Davud, 4252.

Bu yazi 873 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.106 sn. deSen
↑ Yukarı