tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(O kimseler ki imân etmişler,) yani Hazret-i Muhammed (asm)’a indirilen vahy-i İlahinin tümünü birden kalben tasdik edip dil ile ikrar etmişler (ve imanlarına bir zulmü) herhangi bir şirki (bulaştırmamışlardır. İşte) asıl (korkudan) ebedî azaba düşme endişesinden (emin olmak, onlara) halis imâna sahip olan zatlara (aittir.) Onların istikballeri güven içindedir. (Ve hidâyete ermiş olanlar da onlardır.)
(En’am, 6/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Hiçbir Müslüman, hanımına karşı kin besleyip buğz etmesin. Onda hoşlanmayacağı huylar varsa, memnun olacağı huyları da vardır.
(Müslim, Rada 61)
Dualardan
Cenab-ı Hak, fazl u keremiyle, bu hizmet-i kudsiyede hâlisane, muhlisane bizi ve umum Risale-i Nur şakirdlerini daim muvaffak eylesin, âmîn.
(Kastamonu Lahikası)
Vecîze
Ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur.
Sözler
İSLAM’IN BEŞ TEMEL RÜKNÜNDEN BİRİ OLAN ORUÇ

İSLAM’IN BEŞ TEMEL RÜKNÜNDEN BİRİ OLAN ORUÇ

18.03.2024

Savm (صوم) ve sıyam (صيام) kelimeleri lugatta; “Bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, susmak, durgunlaşmak” gibi manalara gelir. Savm, sıyâm ve bunlardan müştak olan kelimeler Kur’ân-ı Kerîm’de on dört yerde[1], hadislerde ise çok sayıda geçmektedir.

Istılâhî manasına gelince; savm (sıyam), fecrin doğuşundan (imsak vaktinden) güneşin batmasına (iftar vaktine) kadar şer‘an belirlenmiş ibadeti yerine getirmek niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder.

Serahsî; savmın istılahi manasını şöyle ifade etmiştir: “Belirli kimselerin belirli zamanda belirli fiillerden belirli bir maksadla uzak durmasıdır.”[2]

Oruçluyken kişinin kendini oruç yasaklarına karşı tutmasına imsâk denir. Ayrıca bu kelime “oruca başlama, orucun başlangıç anı” manasında da kullanılır. Vakti gelince orucu usulüne göre açmaya, yani orucu sonlandırmaya da iftâr adı verilir.

Ramazan orucu, hicretin ikinci yılı Şaban ayının üçüncü gününe tesâdüf eden Pazartesi günü farz kılınmıştır. Ramazan orucunun farziyyeti Kitab, Sünnet ve İcma’ ile sabittir. Bu sebeble farziyyetini inkâr eden kâfir olur.

Ramazan-ı Şerîf’te tutulan oruc, İslamiyet’in beş temel rüknünden, esasından biridir. Gelecek hadis-i şerif bu manayı ifade etmektedir:

عَنِ ابنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللّٰهِ قَالَ: بُنِيَ الإسْلَامُ عَلٰى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لاَ إلٰهَ إلاَّ اللّٰهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ وَإقَامِ الصَّلَاةِ وَإيتَاءِ الزَّكَاةِ وَحَجِّ البَيْتِ وَصَوْمِ رَمَضَانَ .    

İbni Ömer (ra)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“İslam, beş esas üzere kurulmuştur. Ellah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Ellah’ın Resulü olduğuna şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”[3] 

 Üstad Bediüzzaman (ra) Hazretleri, “Ramazân-ı Şerîf’teki savm, İslâmiyet’in erkân-ı hamsesinin birincilerindendir.” cümlesinde oruç ibadetini, “İslam’ın beş rüknünün birincilerinden” diye zikretmiştir. Çünkü İslâm’ın rükünleri sayılırken, “savm u salât, hacc u zekât ve kelime-i şehâdet” olarak sıralanır. Bu sıralamada savm (oruç) ibadeti, bu rükünlerin ilkidir. Bu sıralama, mü’minler arasında bir çeşit ezber sırası olarak böyledir; ehemmiyet sırası değildir. Nitekim hadîslerde İslam’ın esasları başka şekillerde sıralanmıştır. Bediüzzaman (ra) Hazretleri de Kastamonu Lahikası’nda “savm, salât, hac, zekât,  kelime-i şehâdet” şeklinde bir ifade kullanmıştır. Şöyle ki:

“İslâm'ın rükünleri başkadır, hakikat-ı İslâmiyet'in esasları yine başkadır. Hakikat-ı İslâmiyet'in esasları; altı erkân-ı imaniye ile ve esas-ı ubudiyet ki, İslâmın beş rüknü olan (savm, salât, hacc, zekat, kelime-i şehâdet) mecmuunun hülâsasıdır. Risale-i Nur, altı rükn-ü imaniye ile bu esas-ı ubudiyeti isbat edip سَبْعَ الْمَثَان۪ى cilvesine mazhariyeti muraddır.”[4]

Hem Ramazan-ı Şerif’teki oruç, Şeâir-i İslamiyenin a’zamlarından olduğu için, Bediüzzaman (ra) Hazretleri böyle bir ifade kullanmış olabilir.

Hem mü’min, bu ayda yemeyi, içmeyi, şehvânî ve nefsânî arzularının tatminini imsak vaktinden iftar vaktine kadar terketmesiyle bedenine daha fazla yüklenmesi sebebiyle birinci derecede zikredilmiş olabilir.

 Ramazan-ı Şerifteki orucun, İslamiyet’in erkân-ı hamsesinin birincilerinden olmasının bir sebebi de insanın oruç tutmakla şehvetten uzaklaşıp Ellah’ın Samed ismine ayine olmasıdır. Ellah, Samed’dir, yemez, içmez. İnsan, oruç sebebiyle yeme-içmeden çekilmekle Ellah’ın Samed ismine ayine olur. İnsan, sair ibadetleri yerine getirirken nefsî arzulardan tam vazgeçemez. Ancak oruç tutmakla nefis gemlenir, تَخَلَّقُوا بِأَخْلَاقِ اللّٰهِ sırrına mazhar olur. Yani Ellâh’ın ahlakıyla ahlaklanır. Ellâh’ın ahlakıyla ahlaklanmak ise; sıfatıyla ahlaklanmak, Ellâh’ın esma ve sıfatının ayinesi olduğunu bilmektir. Bu meyanda “Teşebbühü bi’l-Vâcib” diyerek Ellâh’a benzediğini iddia etmek ise, küfür ve dalâlettir.

 

(Heybil Yayınlarından “Orucun Hikmetleri” adlı eserden alınmıştır.)     

 

 


[1] Bakara, 2:185.

[2] el-Mebsût, III, 54.

[3] Buhari, İman, 1; Müslim, İman, 19.

[4] Kastamonu Lahikası, s. 199.

 

Bu yazi 616 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.285 sn. deSen
↑ Yukarı