tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Zâtında, sıfâtında, esmâsında ve ef’âlinde her türlü kusûr ve noksandan münezzeh olan Zât-ı Zülcelâl, bütün âlemlere nezîr olsun diye, kuluna Furkán’ı indirdi.
(Furkan, 25/1)
Hadîs-i Şeriflerden
Kıyamet gününde mü’minin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey bulunmaz. Ellah, çirkin hareketler yapan ve kötü sözler söyleyen her kişiden nefret edip buğzeder ve onları sevmez.
(Tirmizi , Birr 61)
Dualardan
Bu mübarekleri ifsad eden komiteler kahrolsunlar!.. Ellah bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhafaza eylesin, âmîn.
(Lem'alar)
Vecîze
Haşirde adalet-i İlahiye, hasenelerin seyyielere racih gelmesiyle affettiğine binaen, siz de hasenelerin rüchanına göre muhabbet ve afv muamelesini yapmak lâzımdır.
Şuâlar
RAMAZAN ORUCU ŞEAİR-İ İSLAMİYEDENDİR

RAMAZAN ORUCU ŞEAİR-İ İSLAMİYEDENDİR

15.03.2024

Şeâir kelimesi şiar, şaîre kelimesinin çoğuludur. Lugat manası; “ayırıcı özellik, nişan, alâmet” demektir. Istılahî manasına gelince; icrâ ve tatbîki, Devlet-i İslâmiye’ye âid olan farz-ı kifâye ve sünnet-i kifâye nev’inden olan emirlere,  Şeair-i İslamiye denir. Bunlar, hukûk-u âmmeye taalluk eden ahkâm cinsindendir.

Evamir-i İlahiyye iki kısma ayrılır:

Bir Kısmı: Şahsî farzlar ve şahsî sünnetlerdir ki; her şahıs bu emirleri yerine getirmekle mükelleftir.

Diğer Kısmı: Cemiyet-i İslamiyenin yerine getirmekle mükellef oldukları farz ve sünnetlerdir. Mesela; cenazenin yıkanması, techiz ve tekfini, cenaze namazının kılınması, cenazenin tedfini farz-ı kifayedir; ezan okumak, sünnet-i kifayedir. Müslümanlardan bir taife bu vazifeyi yerine getirse, bütün Müslümanlar mes’uliyetten kurtulur. Aksi takdirde bütün Müslümanlar mes’ul olur. İşte farz-ı kifaye ve sünnet-i kifaye nev’inden olan bu emirlere Şeair-i İslamiye denir. Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan’ın birkaç ayet-i kerimesinde bu tabir kullanılmıştır. Mesela; Hac Suresi’nin 36. ayet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ

“Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Ellah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık.”[1]

Kurban kesmek, cumhûra göre sünnet-i kifayedir. Bu sebeble Şeâir-i İslamiyye’den kabul edilmiştir. Yine Hac Sûresi’nin 32. âyet-i kerimesinde ise şöyle buyrulur:

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

“(Her kim Ellah'ın) farz-ı kifaye ve sünnet-i kifaye olan (hükümlerine tazimde bulunursa, şüphesiz bu, kalblerin takvâsındandır.)”[2]

Demek şeairi ihya etmek, kalblerin takvasındandır. Yani kâmil ve hakîkî bir imanın, ihlas, samimiyet ve sadakatın bir ifâdesi, bir göstergesidir.

Ramazân ayında tutulan oruç, şeâir-i İslamiyedendir. Yani İslâm, nişanlarından ve alametlerindendir. Her ne kadar oruç tutmak, farz-ı ayndır. Ancak umûmî manada oruç ibadetinin tatbikini sağlamak, oruç tutmayanları cezalandırmak ise, farz-ı kifayedir. Ramazân-ı Şerîf gelince, Devlet-i İslamiye, çarşı-pazarda yemek ve içmeyi yasaklar. Dâhil-i İslâm’da yaşayan ve zımmî sayılan Yahûdî ve Hıristiyanlar’a da -Ramazân ayı boyunca- dışarda, aşikâre yemek ve içmeyi yasaklar.

İşte Ramazân ayı boyunca İslam memleketinin her tarafında yemek ve içmek yasaklandığından bu hâl ve vaziyet, İslâm şiârı sayılmaktadır. Ramazân ayı geldiğinde bu emr-i İlahiye imtisâl etmek, umûm milletler tarafından mecbûrî olduğundan Ramazan ayında edâ edilen oruç ibadeti,  İslâm’ın bir alâmeti kabûl edilmiştir. Bu emr-i İlâhî’nin tatbîki, Devlet-i İslâmiye’ye aiddir, O’nun vazîfesidir. O da bu emri, umûm milleti mecbur hâle getirerek yerine getirir. Yani, onlara oruç tutturur. İşte memleketin her tarafında bu ibâdet tatbîk edildiğinden; bu hâl, İslâm alâmeti ve sembolü olarak görünür.

Hülasa: Şeair-i İslamiyye, hukuk-u amme olup, cem’iyyete âid bir ubûdiyyettir. Ramazan orucu tutulmadığı takdirde, Devlet-i İslamiyyenin müdahale hakkı bulunmaktadır. İslamiyet’in en büyük alametlerinden olan namaz, bahusus cemaatle kılnan namazlar, oruç, hac, zekât gibi ibadetler, hem şahsî bir haktır, hem umuma taalluk eden bir haktır. Mesela; namaz kılmak, şahsa farz-ı ayn ise de namaz kılmayanları tesbit edip cezalandırmak, devlete farz-ı kifayedir. Zekat vermek, şahsa farz-ı ayn ise de zekat vermeyenleri cezalandırmak, devlete farz-ı kifayedir. Hacca gitmek, şahsa farz-ı ayn ise de her sene, Müslümanlara hac ibadetini yaptırmak, bu hususta manileri bertaraf etmek, devlete farz-ı kifayedir.

 

(Heybil Yayınlarından “Orucun Hikmetleri” adlı eserden alınmıştır.)

 

 


[1] Hac, 22:36.

[2] Hac, 22:32. Ayrıca “şeâir” kelimesi, Bakara, 2:158; Maide, 4:2; ayet-i kerimelerinde geçmektedir.

 

Bu yazi 1382 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2025 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.424 sn. deSen
↑ Yukarı