tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(O kimseler ki imân etmişler,) yani Hazret-i Muhammed (asm)’a indirilen vahy-i İlahinin tümünü birden kalben tasdik edip dil ile ikrar etmişler (ve imanlarına bir zulmü) herhangi bir şirki (bulaştırmamışlardır. İşte) asıl (korkudan) ebedî azaba düşme endişesinden (emin olmak, onlara) halis imâna sahip olan zatlara (aittir.) Onların istikballeri güven içindedir. (Ve hidâyete ermiş olanlar da onlardır.)
(En’am, 6/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Hiçbir Müslüman, hanımına karşı kin besleyip buğz etmesin. Onda hoşlanmayacağı huylar varsa, memnun olacağı huyları da vardır.
(Müslim, Rada 61)
Dualardan
Cenab-ı Hak, fazl u keremiyle, bu hizmet-i kudsiyede hâlisane, muhlisane bizi ve umum Risale-i Nur şakirdlerini daim muvaffak eylesin, âmîn.
(Kastamonu Lahikası)
Vecîze
Ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur.
Sözler
RAMAZAN ORUCU ŞEAİR-İ İSLAMİYEDENDİR

RAMAZAN ORUCU ŞEAİR-İ İSLAMİYEDENDİR

15.03.2024

Şeâir kelimesi şiar, şaîre kelimesinin çoğuludur. Lugat manası; “ayırıcı özellik, nişan, alâmet” demektir. Istılahî manasına gelince; icrâ ve tatbîki, Devlet-i İslâmiye’ye âid olan farz-ı kifâye ve sünnet-i kifâye nev’inden olan emirlere,  Şeair-i İslamiye denir. Bunlar, hukûk-u âmmeye taalluk eden ahkâm cinsindendir.

Evamir-i İlahiyye iki kısma ayrılır:

Bir Kısmı: Şahsî farzlar ve şahsî sünnetlerdir ki; her şahıs bu emirleri yerine getirmekle mükelleftir.

Diğer Kısmı: Cemiyet-i İslamiyenin yerine getirmekle mükellef oldukları farz ve sünnetlerdir. Mesela; cenazenin yıkanması, techiz ve tekfini, cenaze namazının kılınması, cenazenin tedfini farz-ı kifayedir; ezan okumak, sünnet-i kifayedir. Müslümanlardan bir taife bu vazifeyi yerine getirse, bütün Müslümanlar mes’uliyetten kurtulur. Aksi takdirde bütün Müslümanlar mes’ul olur. İşte farz-ı kifaye ve sünnet-i kifaye nev’inden olan bu emirlere Şeair-i İslamiye denir. Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan’ın birkaç ayet-i kerimesinde bu tabir kullanılmıştır. Mesela; Hac Suresi’nin 36. ayet-i kerimesinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ

“Biz, büyük baş hayvanları da sizin için Ellah'ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık.”[1]

Kurban kesmek, cumhûra göre sünnet-i kifayedir. Bu sebeble Şeâir-i İslamiyye’den kabul edilmiştir. Yine Hac Sûresi’nin 32. âyet-i kerimesinde ise şöyle buyrulur:

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

“(Her kim Ellah'ın) farz-ı kifaye ve sünnet-i kifaye olan (hükümlerine tazimde bulunursa, şüphesiz bu, kalblerin takvâsındandır.)”[2]

Demek şeairi ihya etmek, kalblerin takvasındandır. Yani kâmil ve hakîkî bir imanın, ihlas, samimiyet ve sadakatın bir ifâdesi, bir göstergesidir.

Ramazân ayında tutulan oruç, şeâir-i İslamiyedendir. Yani İslâm, nişanlarından ve alametlerindendir. Her ne kadar oruç tutmak, farz-ı ayndır. Ancak umûmî manada oruç ibadetinin tatbikini sağlamak, oruç tutmayanları cezalandırmak ise, farz-ı kifayedir. Ramazân-ı Şerîf gelince, Devlet-i İslamiye, çarşı-pazarda yemek ve içmeyi yasaklar. Dâhil-i İslâm’da yaşayan ve zımmî sayılan Yahûdî ve Hıristiyanlar’a da -Ramazân ayı boyunca- dışarda, aşikâre yemek ve içmeyi yasaklar.

İşte Ramazân ayı boyunca İslam memleketinin her tarafında yemek ve içmek yasaklandığından bu hâl ve vaziyet, İslâm şiârı sayılmaktadır. Ramazân ayı geldiğinde bu emr-i İlahiye imtisâl etmek, umûm milletler tarafından mecbûrî olduğundan Ramazan ayında edâ edilen oruç ibadeti,  İslâm’ın bir alâmeti kabûl edilmiştir. Bu emr-i İlâhî’nin tatbîki, Devlet-i İslâmiye’ye aiddir, O’nun vazîfesidir. O da bu emri, umûm milleti mecbur hâle getirerek yerine getirir. Yani, onlara oruç tutturur. İşte memleketin her tarafında bu ibâdet tatbîk edildiğinden; bu hâl, İslâm alâmeti ve sembolü olarak görünür.

Hülasa: Şeair-i İslamiyye, hukuk-u amme olup, cem’iyyete âid bir ubûdiyyettir. Ramazan orucu tutulmadığı takdirde, Devlet-i İslamiyyenin müdahale hakkı bulunmaktadır. İslamiyet’in en büyük alametlerinden olan namaz, bahusus cemaatle kılnan namazlar, oruç, hac, zekât gibi ibadetler, hem şahsî bir haktır, hem umuma taalluk eden bir haktır. Mesela; namaz kılmak, şahsa farz-ı ayn ise de namaz kılmayanları tesbit edip cezalandırmak, devlete farz-ı kifayedir. Zekat vermek, şahsa farz-ı ayn ise de zekat vermeyenleri cezalandırmak, devlete farz-ı kifayedir. Hacca gitmek, şahsa farz-ı ayn ise de her sene, Müslümanlara hac ibadetini yaptırmak, bu hususta manileri bertaraf etmek, devlete farz-ı kifayedir.

 

(Heybil Yayınlarından “Orucun Hikmetleri” adlı eserden alınmıştır.)

 

 


[1] Hac, 22:36.

[2] Hac, 22:32. Ayrıca “şeâir” kelimesi, Bakara, 2:158; Maide, 4:2; ayet-i kerimelerinde geçmektedir.

 

Bu yazi 763 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.255 sn. deSen
↑ Yukarı