tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Biz, Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki; o, mü’minler için şifâ ve rahmettir; zâlimlerin ise yalnızca hüsrânını artırır.
(İsra, 17/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.
(Buhârî, Rikâk 29)
Dualardan
Cenab-ı Hak, sizleri iki cihanda mes'ud eylesin, âmîn.
(Emirdağ Lahikası)
Vecîze
Şübheler, erkân-ı imaniyenin za’fından ileri geliyor.
Lem'alar
KARA, İRİ GÖZLÜ HURİLER

KARA, İRİ GÖZLÜ HURİLER

22.12.2023

حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ

 “Bu cennetlerde ehl-i cennet için hazırlanmış huriler vardır ki; onlar çadırlar içinde daima mesture­lerdir, kemal-i muhabbetlerinden daima zevclerine hasr-ı nazar ederler. Başkalarına bakmazlar.”[1]

Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan, bu ayet-i kerimede haymelerde oturan kadınları iki şekilde vasfetmiştir:

Birincisi:  حُورٌ

İkincisi:  مَقْصُورَاتٌ

 

حُورٌ kelimesi, حَوْرَاءُ kelimesinin cem’idir. حَوْرَاءُ “kara gözlü” demektir. Demek kadınların en güzeli, kara gözlü olanıdır.

مَقْصُورَاتٌ ise مَقْصُورَةٌ kelimesinin cem’idir. مَقْصُورَةٌ “kasredilen”, yani “sadece kocaları için hasredilen, gözleri kocalarından başkasını görmeyen” kadın demektir. Evvel bahsi geçen iki cennetteki huriler için ism-i fail olan قَاصِرَاتُ kelimesi kullanıldı. Bu cennetlerdeki huriler için ise, ism-i mef’ul olan مَقْصُورَاتٌ tabirinin kullanılması, evvelki hurilerin derecelerinin buradaki hurilere göre daha yüksek olduğuna işaret içindir. Çünkü birincisi, قَصْرٌ kelimesinin ism-i failidir. Yani kendisi fıtri olarak nazarını kocasına hasretmiştir, başkalarını görmez. Bu huriler ise, قَصْرٌ kelimesinin ism-i mef’ulüdür. Yani onlar, Ellah tarafından kocalarına hasredilmişlerdir. Bu huriler de elbette evvelkiler gibi kocalarına aşıktırlar ve başkalarına bakmazlar. Fakat قَاصِرَاتُ kelimesi ile مَقْصُورَاتٌ kelimesi arasındaki mukayese, evvelki hurilerin zevclerine karşı aşklarının daha ziyade olduğuna işaret etmektedir.

Kadının en cazibedar yeri gözüdür. Sonra yanaklarının kırmızı ve teninin beyazlığı gelir. Daha sonra da kelamının tatlılığı gelir. Hurilerde bu güzelliklerin hepsi mevcuddur. Hurilerin kelamının tatlılığı o kadar güzeldir ki, konuştuğu zaman kocası onun yanından ayrılmak istemez.

O sireten ve sureten güzel olan kadınlar, cennetlerde kendilerine mahsus, pek kıymetli saraylarda ikâmet ederler. Onlar örtülü olup ötede beride dolaşıp durmaktan sakınan huriler ve dünyadan gitme zevcelerdir. Bu huriler, yollarda gezip dolaşan kadınlardan değildir. Huriler, ehl-i imanın a’mâl-i salihasına mükafat olarak cennette yaratılan zevcelerdir. Onlar, kimin ameli mukabilinde halk olunmuşsa, ona mahsustur. Başka birine verilmez. Çünkü; her nefis hayır ve şer olsun ameli ne ise onunla merhune olduğundan[2], herkesin ame­linden halkolunan nimet de onun malıdır. Dolayısıyla gayr ona sahib çıkamaz.

Cennet’te akrabaların görüşme yeri ayrı, misafirlerin görüşme yeri ayrıdır. Misafir kabul etme yeri, beş yüz senelik bir yerdir. Hurilerin yeri ise daha başkadır. Hiç kimse onların yanına giremez. Zira orada dahi haremlik-selamlık vardır. Cennetteki kadınların, namahrem erkeklerin yüzüne çıkmaları yasaktır. Misafir geldiği zaman, misafir ağırlama yerine gidilir. Gılman denilen cennet çocukları ellerinde kadehlerle onlara hizmet ederler.[3] Gerçi cennette neyi çağırsan, o yanına gelir. Fakat ehl-i cennetin dünyada ülfet ettiği vaziyeti göstermek için, orada misafirlere gılmanlar hizmet ederler. Şu ziyaretler, her zaman alt tabakadan üst tabakaya doğrudur. Üst tabakada bulunanlar, alt tabakalara inmezler. Mesela; ami bir mü’min, Resul-i Ekrem (a.s.m)’ı makamında ziyaret eder, onunla aynı sofraya oturup, aynı yiyecek ve içeceklerden istifade eder. Ancak istifadeleri mütefavittir.        

Hem ehl-i cennet, cennette bir araya gelip karşılıklı iskemlelere oturarak dünyada başlarından geçen hadiseleri de seyrederler ve bundan pek çok lezzet alırlar.

İman, insana saadet-i ebediyeyi kazandırır. Gençliğini istikamet dairesinde geçirmek, ebedi gençliği netice verir. İmandaki kemal ve imana bağlı bazı ameller cennetin ana binasını teşkil ederler. Diğer ameller ise, meyve-i cennet olurlar. Mesela; beş vakit namaz gibi farz ibadetlerdeki tefekkür, cennetin binasını teşkil ederken; namazın ef’al ve tesbihatı da meyve-i cennet olur.

İnsan, dünyevi bir saltanat için gece gündüz demeden çalışırsa, bu uğurda yeri geldiği zaman can ve malını feda edecek kadar kendisini tehlikeye atarsa, sadece saadet mahalli olan bir memlekette sultan olmak için ne kadar sa’y u gayret göstermesi lazım geleceği düşünülsün. Hususan o  memlekette dediğim dedik ola; hiç kimse onu kırmaya; bütün ağaçlar önünde el-pençe dura; her şey kendisine itaat ede; her isteği anında hazır ola; rızkı peşinde koşmayıp, ayağına gele; sıcak ve soğuk elemini çekmeye; ruhi ve cismani bütün arzuları tatmin edile; maddi ve manevi nimetlerden aldığı lezzet bir kararda kalmayıp her an arta; kendileriyle ünsiyet edeceği sireten ve sureten güzel zevceleri buluna; ihtiyar olmayıp daimi genç kala; bütün sevdikleriyle beraber mes’ud ola; her türlü bela, musibet ve hastalıklardan emin ola; her türlü korku ve üzüntüden selamette buluna; mevt ve fena, zeval ve firak endişesi olmayıp orada daimi kala; bütün bu nimetlerin fevkinde Rahman-ı Zülcemal’in rıza, kurbiyet ve rü’yetiyle müşerref ola. Acaba bu nasıl bir memlekettir, bu nasıl bir saltanattır! Kıyas edilsin.

İnsanın kıymeti, ancak Baki bir Zat’a abd ve baki bir memlekette sultan olmakla tezahür eder.

 

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresi’nin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.)

 


[1] Rahman, 55:72.

[2] Müddessir, 74:38.

[3] Tur, 52:24.

 

Bu yazi 736 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.290 sn. deSen
↑ Yukarı