tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Biz, Kur’ân’dan öyle âyetler indirmekteyiz ki; o, mü’minler için şifâ ve rahmettir; zâlimlerin ise yalnızca hüsrânını artırır.
(İsra, 17/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Cennet size ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de öyledir.
(Buhârî, Rikâk 29)
Dualardan
Cenab-ı Hak, sizleri iki cihanda mes'ud eylesin, âmîn.
(Emirdağ Lahikası)
Vecîze
Şübheler, erkân-ı imaniyenin za’fından ileri geliyor.
Lem'alar

HAKİKAT-İ HALE DAİR KAMUOYUNA BİR BİLDİRİDİR

12.08.2023

Mukaddime

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰ لِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَع۪ينَ

Malum olsun ki, Merter’de bulunan medrese Muhammed Doğan dahil hiç kimsenin şahsına temlik suretinde verilmemiştir. Hisseleri emâneten Abdulmennan Özmen, Mümin Kırca ve Kemal Çatalkaya’ya teslim edilmiştir. Bununla beraber buranın Manevi ve ilmî tasarruf yetkisi Muhammed Doğan’dadır. Bu mesele herkes tarafından bilinen ve kabul edilen bir meseledir. Hususen Hanefi Kale, Celal Aşçı ve Veysel Çatalkaya bu medresenin Muhammed Doğan’ın manevî ve ilmî tasarrufuna verildiğinin başlıca şahitlerindendirler. Bunun dışında, bu mesele otuz yıldır ferd-i insan tarafından medar-ı ihtilaf olmaması bunun en büyük delilidir. Söz konusu medrese hakkında bazı ihtilaflar çıktıktan sonra yeni yeni meydana çıkan sözler elbette bu hususta delil teşkil edemez. Bu konuda Kur'an ve Sünnetin hükmünü bildiren Muş'ta ve İstanbul'da muteber bir âlim olan Lütfü Karadağ ve âlim arkadaşlarının yazısını önce metin olarak sonra da orjinal nüshalarıyla birlikte sizinle paylaşıyoruz.

 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَع۪ينَ

فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتّٰى يُحَكِّمُوكَ ف۪يمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْۙ ثُمَّ لَا يَجِدُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا

Hayır! Rabbine andolsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olamazlar. (Nisa 65)

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ

Senden önce de peygamberler olarak yalnızca kendilerine vahy vermekte olduğumuz erkekler gönderdik. Bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. (Nahl 43)

Ey cemaat-i müslimin ve ey ehl-i insaf hocalarımız! Madem Merter medresesi medar-ı ihtilaf olmuştur. Ve madem medar-ı ihtilaf olan mesâilde Ellah'ın bize emri; ehl-i zikir olan ulemayı, Kuran ve sünneti hakem seçmektir. Biz dahi Kuran ve Sünnet ile Kitap ve Sünneti bilen ulemayı hakem seçerek bize ne emrettiklerine kulak vereceğiz.

Evvela, meselenin anlaşılması için bu medresenin yüzler şahidlerce malum ve resmi evraklarla müsbet olan tarihçesini veciz bir şekilde ifade edeceğiz.

Bu medrese Muhammed Doğan’ın vesilesiyle, birkaç aile başta olmak üzere ümmet-i İslam’ın yapmış olduğu yardımlar neticesinde 1993 yılında Kuranî derslerin yapılması maksadıyla, ilmî cihette kontrolü Muhammed Doğan’da olmak şartıyla kurularak hisseleri ferdî hareket etmemek kaydıyla yed-i emin telakki edilen üç kişiye verilmiştir. Bu kişiler Abdulmennan Özmen, Kemal Çatalkaya ve Mümin Kırca’dır. 2018 yılına kadar bu şekilde devam etmiş, ancak bu yıla gelindiğinde mezkûr emanetçilerden Kemal Çatalkaya, şahsi mal varlığında meydana gelen bazı sıkıntılar sebebiyle kendinde bulunan tapu hissesini, istişare neticesinde Abdulmennan Özmen’e emanet etmiştir. Sonrasında emanetçilerden Mümin Kırca dahi, bu yerin şahsi hisse olarak kalmayıp umumun malı olarak hizmete devam etmesi için kendi üzerinde düşen kısmı, diğer bütün medreselerde olduğu gibi umum namına şirkete devretmiştir. Mesele malum olduğundan bu kadarla iktifa ederek belgelerle ispatlı olan ve kimsenin inkara mecali olmayıp bu zamana kadar yüzler şahidlerin belki malum meseleler cereyan etmeden evvel karşı taraftaki eşhasın kendi şehadetleriyle dahi sabit olan bu tarihçe üzerinden konuya değineceğiz.

Mezkûr ifadelerden anlaşılan iki esas mesele vardır:

Birincisi: Bu verilen tapular emanettir. Ve mezkûr şahıslara yed-i emin kabul edilmelerinden dolayı verilmiştir.

İkincisi: Bu medrese umum ümmetin hizmeti için Muhammed Doğan’ın vasıtasıyla cemaatin yardımlarıyla, ilmî cihette kontrolü Muhammed Doğan’da olmak şartıyla kurulmuştur.

Öyle ise bakalım Kuran, Hadis ve bunların tefsiri olan fıkıh bu konuda ne diyor:

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلٰٓى اَهْلِهَاۙ وَاِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِۜ اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ سَم۪يعًا بَص۪يرًا

Muhakkak Ellahu Teâlâ size emrediyor ki, emanetleri ehline veriniz ve nâs arasında hükmedince adâletle hükmediniz. Şüphesiz Ellahu Teâlâ size bununla ne güzel öğüt veriyor. Şüphe yok Ellahu Teâlâ bihakkın işitici ve bihakkın görücüdür. (Nisa 58)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey imân edenler! Ellahu Teâlâ'ya ve Peygamber'e hiyânet etmeyiniz ve emanetlerinize hiyânette bulunmayınız. Halbuki, siz bilirsiniz. (Yani bile bile hıyanet etmeyiniz) (Enfal 27)

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ

Ve o mü'minler ki, onlar, emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir. (Muminun 8)

 

وَاِنْ كُنْتُمْ عَلٰى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌۜ فَاِنْ اَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ اَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللّٰهَ رَبَّهُۜ وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَۜ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَاِنَّهُٓ اٰثِمٌ قَلْبُهُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌ۟

Ve eğer siz bir sefer üzerinde iseniz ve bir yazıcı da bulamaz iseniz makbuz, rehinler kifâyet eder. Fakat bazınız bazınıza emin olursa kendisine emniyet olunan, emaneti ödesin. Ve rabbi olan Ellahu Teâlâ'dan korksun. Şahadeti de gizlemeyiniz. Onu kim gizlerse şüphe yok ki, onun kalbi günahkârdır. Ve Ellahu Teâlâ sizin yapacağınız şeylere alîmdir. (Bakara 283)

عن  أبو هريرة:  أدِّ الأمانةَ إلى من ائتمنَك ، ولا تَخُنْ من خانَك

أبو داود (ت 275) ، سنن أبي داود  3535

Emaneti sizi emin kabul edene ver. Sana hıyanet edene hıyanet etme. (Ebu Davud 3535)

Şimdi gelelim bu konuda mezâhib-i erbaa ulemamızın ne dediğine;

Emaneti hıfz saadet-i dareyni hıyanet-i emanet ise şekavet-i dareyni iktiza eder.

Her emanetin muhafaza şekli ayrı ayrıdır. İstiare ve isticar gibi emanetlerin hıfzı kendisine izin verilen şekilden başka şekilde kullanılmamasıdır. Emanet geri taleb edildiğinde ise geri vermek farz ve vaciptir. Mezkûr Nisa suresi 54. Ayet ve Ebu hureyre hadisi bunun delillerindendir.[1]

Dolayısıyla emanet verenin izin vermiş olduğu dışındaki tüm tasarruflar, Alış olsun satış olsun haramdır. Bunun dışında emaneti alan kişi mülk sahibi olmadığı için şufa gibi mülkiyete taalluk eden tüm haklar kendisinde değildir.

Yine dört mezhebin ittifakıyla bu gibi umumun menfaatine hasredilen mülklerde umumun menfaatine zarar verecek tasarruflar dünyada ve ahirette mesuliyeti iktiza eder ve mülkiyet kâsır olduğundan şuf’a hakkı diye bir hak yoktur.[2]

Meseleye daha birçok delil getirebiliriz. Anlaşıldığı ve bedihi olduğuna binaen bu kadarıyla iktifa ediyoruz.

Şimdi madem bu Kur’an hizmeti idame edilen gayrimenkulün tapusunun emanet olduğu ve bu mezkûr üç zat yed-i emin kabul edilerek kendilerine teslim edildiği ve umumun hizmeti için Muhammed Doğan’ın kontrolüne teslim edildiği yüzlerce şahitlerin şahitliğiyle, bize gelen tevatür haberle ve bazı senedlerle ispatlıdır ve bunda en ufak şüphe yoktur. Başta ben Lütfü KARADAĞ ve benimle beraber bu belgeyi imzalayan hocalar ve alimler olarak bu kesin haber neticesinde, mezkûr ayet ve hadislere ve dört mezheb ulemasına istinaden deriz ki:

Bu medresenin umum ümmetin malı olarak kalması için şahsi mülkiyetten çıkarılmalı ve tüm medreselerde olduğu gibi şirkete devredilmelidir. Aksi takdirde mezkûr delillerde zikredildiği gibi hem dünya hem ahiret şekavetine sebebiyet vermesi kat’îdir. Bu tapu devredildiği ve teberru eden eşhas da istediği takdirde, Abdulmennan Özmen istikamet dairesinde ve ferdi hareket etmeden ilmî cihette kontrolcü Muhammed Doğan olmak kaydı ile burada hizmete devam etmekte serbesttir.

Hakikati ifade ettikten sonra Kuranın bu emrine uymadıkları takdirde, kendilerine iki sual etmek istiyoruz:

1- Acaba bu medreseyi emanet olarak görmüyorlar mı ki bu işi yapmakta tereddüt ediyorlar?

2- Ya da buranın Muhammed Doğan’ın vesileyle cemaatin yardımlarıyla alınıp bugüne kadar ilmî cihette onun kontrolcü olduğunda ve ümmetin istifadesine verildiğinde şüpheleri mi var ki, mülkiyeti şahsiyetten çıkarıp ümmetin malı olarak devretmekte tereddüt ediyorlar?

Elbette bu iki meselede tereddüdü olmayan her insaflı şahsın Kuranın emrine imtisal edeceği kanaatindeyiz.

Adı geçen hocalar namına Lütfi KARADAĞ

 

Said AKKUŞ          Vahdettin EROL        Ferhat ZENCİR         Reşit KARAKAYA       Bilal ÖZEL

Üveys HIZIROĞLU       Salih MUTLU      Kazım PEKEDİS

 

[1] Mevsuat’ul-Fıkhiyye 6.cilt 237. Sahife

[2] ((الفتاوى الهندية)) (5/161). ((مواهب الجليل)) للحطَّاب (7/369)، ((تحفة المحتاج)) لابن حجر الهيتمي ((المبدع)) لبرهان الدِّين ابن مُفلِح (5/147)

 

Bu yazi 4117 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.283 sn. deSen
↑ Yukarı