tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. Yakında bilecekler.) Dünya ve ahirette başlarına ne gibi felâketlerin geleceğini anlayacaklar; küfür ve isyanlarının dehşetli âkibetine kavuşacaklardır.
(Hicr, 15/3)
Hadîs-i Şeriflerden
Ellah kulunun bir şey yiyip içmesinden dolayı kendisine hamdetmesinden hoşnud olur.
(Müslim, Zikir 89)
Dualardan
Yâ Erhame'r-Râhimîn! Bizleri ve bütün ehl-i îmânı fakìrlik ve borçluluk eleminden ve diğer güç yetmez, tahammül olunmaz, görünür, görünmez her türlü musîbetlerden, ne¬fis, cin ve ins ve cinnî ve insî şeytânların şerlerinden muhâfaza eyle.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir.
Mektûbat
ZEVAL VE FENA İLE VERİLEN DERSLER (2)

ZEVAL VE FENA İLE VERİLEN DERSLER (2)

30.12.2022

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ “Yeryüzündeki her şey fanidir.”[1] ayet-i kerimesinde ifade edilen mevcudat-ı alemin, hususan insanın fenaya mahkum olmasında görünen hikmetlerden;

Üçüncüsü: Kur’an, bu ayet-i kerime ile bela ve musibete, zarar ve kesada düçar olan insanı teselli eder ve dünyevi bela ve musibetlerin geçici olduğunu ve baki meyveler netice verdiğini hatırlatmakla onu sabretmeye davet eder. Üstad Bediüzzaman (ra) Hazretleri, Nur’un birinci talebesi olan Hacı Hulusi Bey (r.a)’a hitaben yazdığı bir mektubda dünyevi bela ve musibetlerin fani ve geçici olduğunu  şöyle ifade etmiştir:           

“Madem dünya bâki değil ve musibetlerinde bir nevi hayır vardır; senin bedeline "Yahu bu da geçer" kalbime geldi.  لاَ عَيْشَ اِلاَّ عَيْشُ الْاٰخِرَةِ düşündüm, اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ okudum, اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ dedim. Senin yerine teselli buldum. Cenab-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir. İnşâellah sen de o sevgililerin sınıfındansın.”[2]

Çocuk Taziyenamesi adlı eserinde ise şöyle buyuruyor:

“Eğer dünya ebedî olsaydı, insan içinde ebedî kalsaydı ve firak ebedî olsaydı; elîmane teessürat ve me'yusane teellümatın bir manası olurdu. Fakat madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de biz de oraya gideceğiz. Ve hem bu vefat ona mahsus değil, umumî bir caddedir. Hem madem müfarakat dahi ebedî değil; ileride hem berzahta, hem Cennet'te görüşülecektir. اَلْحُكْمُ لِلّٰهِ demeli.. O verdi, O aldı. "Elhamdülillahi alâküllihal" sabır ile şükretmeli.”[3]

Dördüncüsü: Kur’an, bu ayet-i kerime ile dünyanın geçici menfaati ve lezaizi için ehl-i dünyaya, bahusus idarecilere yanaşmamayı ve onlara bu hususta tabasbus etmemeyi telkin eder. Zira menfaatini umduğu veya zararından korktuğu ve bu cihette onlara karşı kendisini temelluka mecbur bildiği ehl-i dünya ve idareciler fani olduğu gibi, servet ve makamları da fanidir. Bu cihette Kur’an, ehl-i imanı ikaz eder, zarar ve menfaatin Ellah’ın elinde olduğunu bilip düşmanlarından O’na iltica etmeyi ve ihtiyaçlarını O’na arzetmeyi emreder. Böylece Ellah’ın dergahına ubudiyetle yanaşmalarını irşad eder. Bu asırda Kur’an’ın manevi tefsiri olan Risale-i Nur’un Mektubat adlı eserinde bu hakikat şöyle ifade edilmiştir:

“Ellah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma, onlara tezellül edip minnet çekme, onlara temelluk edip boyun eğme, onların arkasına düşüp zahmet çekme, onlardan korkup titreme. Çünki Sultan-ı Kâinat birdir, herşey'in anahtarı onun yanında, her şey'in dizgini onun elindedir; herşey onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.”[4]

“Hem tasannu' ve temelluktan beni kurtaran bir parça kuru ekmek yemek ve yüz yamalı bir libas giymek, bana daha hoş geliyor. Gayrın en a'lâ baklavasını yemek, en murassa' libasını giymek ve onların hatırını saymağa mecbur olmak, bana nâhoş geliyor.”[5]

Beşincisi: Kur’an, bu ayet-i kerime ile şirkin bütün envaını reddeder, zeval ve fenaya mahkum olanların mabud olamayacağını bildirir, Mabud-u Bilhak, yalnız baki olan Ellahu Teala olduğunu ta’lim eder. Bu asırda Kur’an’ın manevi tefsiri olan Risale-i Nur’un Sözler adlı eserinde tevhid-i İlahi şöyle ders veriliyor:

“Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünki zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.

Bir matlub ki, gurubda gaybubet etmeye mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki kalb ona perestiş etsin ve ona bağlansın kalsın.

Bir maksud ki, fenada mahvoluyor; o maksudu istemem. Çünki fâniyim, fâni olanı istemem; neyleyeyim?..

Bir mabud ki, zevalde defnoluyor; onu çağırmam, ona iltica etmem. Çünki nihayetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük derdlerime deva bulamaz. Ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevalden kendini kurtaramayan nasıl mabud olur?

Yalnız biri iste, başkaları istenmeye değmiyor.

Biri çağır, başkaları imdada gelmiyor.

Biri taleb et, başkalar lâyık değiller.

Biri gör, başkalar her vakit görünmüyorlar, zeval perdesinde saklanıyorlar.

Biri bil, marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faidesizdir.

Biri söyle, ona aid olmayan sözler malayani sayılabilir.

Hakikî mahbub, hakikî matlub, hakikî maksud, hakikî mabud; yalnız odur.”[6]

 

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresinin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.) 

 


[1] Rahman, 55:26.

[2] Mektubat, 278.

[3] Mektubat, 79.

[4] Mektubat, 224.

[5] Mektubat, 14.

[6] Sözler, 214-218.

 

Bu yazi 596 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2022 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.031 sn. deSen
↑ Yukarı