tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. Yakında bilecekler.) Dünya ve ahirette başlarına ne gibi felâketlerin geleceğini anlayacaklar; küfür ve isyanlarının dehşetli âkibetine kavuşacaklardır.
(Hicr, 15/3)
Hadîs-i Şeriflerden
Ellah kulunun bir şey yiyip içmesinden dolayı kendisine hamdetmesinden hoşnud olur.
(Müslim, Zikir 89)
Dualardan
Yâ Erhame'r-Râhimîn! Bizleri ve bütün ehl-i îmânı fakìrlik ve borçluluk eleminden ve diğer güç yetmez, tahammül olunmaz, görünür, görünmez her türlü musîbetlerden, ne¬fis, cin ve ins ve cinnî ve insî şeytânların şerlerinden muhâfaza eyle.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir.
Mektûbat
SENİN RABBİNİN CELAL VE İKRAMI BAKİDİR

SENİN RABBİNİN CELAL VE İKRAMI BAKİDİR

09.12.2022

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ  وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ

“Arz üzerinde olan herşey, fanidir. Celal ve ikram sahibi olan Rabb'in Tealâ'nın Zat-ı ulûhîyyeti ise bakidir.”[1]

Cenab-ı Hakk’ın celal ve ikram tecellileri, şu kâinatın daimi tebeddül ve tağayyürünü iktiza etmektedir. Şu tebeddülat içinde mevcudat, vücudları itibariyle zahiren fenaya giderler. Fakat onlarda görünen celal ve ikram tecellisi daimidir. 

Evet, kâinat, hakikat noktasında ademe ve hiçliğe gitmemektedir. Hakikatleri, tecelliyat-ı esma dairesinde mahfuz kalır. Hem bir vücud zahiren gözden kaybolurken, bir başka vücud onun yerine gelmektedir. İşte evvelki vücudun zahiren kaybolması celalin tecellisidir ki; bu tecelliden, Zat-ı Vacibu’l-Vücud’un vücud ve vahdeti tezahür etmekte ve her şeyin, her halinde ve her şe’ninde O’nun kayyumiyetine muhtaç olduğunu isbat etmektedir. Şu celalin tecellisi arkasında ise cemal ve ikram tecelli etmektedir. Çünkü,  Cenab-ı   Vacibu’l-Vücud, bu surette tecelli-i icadiyesini tazelendirmekte, bir vücudu zahiren götürüp onun yerine başka bir vücudu getirmektedir. Bununla yeni yeni ikram ve ihsanlarını zişuura göstermektedir.

Rahmet-i İlahiye alemde her şeyi kuşatmıştır. Gündüzler gibi geceler de bir vücuddur ve rahmettir. Hayat gibi ölüm dahi bir vücud ve rahmettir. O halde şu mevcudatta görünen fena ve zeval, yalnız dünya cihetiyle ve onların nefisleri itibariyledir. Şu fena ve zevalin arkasında celal ve ikram sahibi bir Zat-ı Baki’nin ve bir Hayy-ı Kayyum’un ve bir Rahman-ı Zülcemal’in baki tecelliyatı vardır. Eşyanın Cenab-ı Hakk’a bakan ciheti bakidir. Hem şu mevcudat, fenaya ve hiçliğe gitmiyorlar. Belki her şeyiyle hayatdar olan baki bir âleme gidiyorlar, o âlemin mahsulatını yetiştiriyorlar.

رَبِّكَ “Senin Rabbin” kelimesinde Rabb isminin Resul-i Ekrem (asm)’a izafe edilmesi ise, Risalet-i Muhammediyenin (a.s.m) şu dünyanın sebeb-i icadı ve ahiretteki ebedi saadetin vesile-i vüsulü olduğuna ve şu dünyanın bekasının, beşerin Risalet-i Muhammediyeye (a.s.m) itaat etmesine mütevakkıf olduğuna ve ubudiyet-i Muhammediyenin de (a.s.m) ahiretin icadının sebebi olduğuna işaret içindir.

“Eğer Senin Rabbin, Seni Rab ismiyle terbiye etmeseydi, yani risalet vasıtasıyla Seni evc-i kemalata eriştirmeseydi, âlem yok olup gidecekti. Senin  risaletin, dünyanın açılmasına sebeb olduğu gibi, senin ibadetin de öbür âlemin açılmasına vesiledir. Senin Rabbin olduğu itibariyle o taraf baki kalır.”

Bütün mevcudat, mana-yı ismiyle fanidir. Ancak esma-i İlahiyeye ve ahirete bakan yüzleri ise bakidir. Kâinatın esma-i İlahiyeye ayinedarlık etmesi ve ahiret âlemlerine mahsulat göndermesi ise, Zat-ı Muhammediye’nin (a.s.m) halk ve terbiye edilip külli ubudiyet ve umumi risalet vazifeleriyle tavzif edilmesine mütevakkıftır. O halde kâinatı halk ve terbiye eden umumi rububiyet, Resul-i Ekrem (a.s.m)’a bakan hususi rububiyette temerküz ettiğinden ayet-i kerime: “Ya Muhammed (a.s.m)! Bu kâinatın, ancak sana müteveccih olan rububiyet-i İlahiyeye bakan yüzleri bakidir” diye ifade etmektedir.

O celal ve ikram sahibi Zat’ın bin bir ismi vardır. Bin bir isminin yarısı celalli, yarısı cemallidir. Celal cemalsiz, cemal de celalsiz olmaz. Celal sahibi, bu âlemi yarattıktan sonra harab edendir. İkram sahibi ise, dünyayı yarattığı gibi kıyametten sonra ahiret alemini de yaratandır. Şu kainatın sahib ve mutasarrıfı, celal sahibidir. Yoktan var eder, varlıktan sonra herşeyi ölüme mahkûm eder. Öldükten sonra bir daha diriltir. İkram ise, hem var ettikten sonra ona ikram eder. Hem de ahirette ona ikram eder. O halde O Zat-ı Akdes ya celalli, ya da cemalli esmasıyla daimi bir surette tecellidedir. Bu celal ve cemal âlemde icra olunurken, Senin Rabbin itibariyle icra olunur.

Şayet Risalet-i Muhammediye (asm) olmasaydı, dünya ve ahiret vücud bulmazdı. Dolayısıyla o cellali ve cemalli esma, dünyada ve ahirette tecelli etmezdi. O halde dünya O’nun risaletiyle kaimdir, ahiret de O’nun ibadetiyle kaimdir. Kur’an’ın manevi tefsiri olan Risale-i Nur’un Sözler adlı eserinde bu hakikat şöyle ifade edilmiştir:

“O Zât (asm), nasıl ki risaletiyle, hidayetiyle saadet-i ebediyenin sebeb-i husulü ve vesile-i vusulüdür. Onun gibi, ubudiyetiyle ve duasıyla, o saadetin sebeb-i vücudu ve Cennet'in vesile-i icadıdır.”[2]

Evet bu ayet-i kerime ifade eder ki; eğer beşer namaz, oruç, zekat ve hac gibi şahsi ibadetlerden tut, tâ ilmi, ameli ve edebi sahalara taalluk eden ahkama kadar cümle ahkam-ı Kur’aniyeyi tatbik edip itaat etmezse, uhrevi azabdan başka dünyada dahi azaba müstahak olurlar. Hem şu dünyanın bekası dahi, beşerin ahkam-ı İlahiyeye itaatine mütevakkıftır. Ne vakit beşer, ahkam-ı İlahiyeyi tamamen terkederse, kıyametin kopmasına sebebiyet verir.

 

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresinin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.) 

 


[1] Rahman, 55:26-27.

[2] Sözler 70

 

Bu yazi 477 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2022 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.031 sn. deSen
↑ Yukarı