tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Şüphe yok ki; göklerin ve yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün ihtilâfında) bunların birbiri ardınca gelip gitmelerinde, artıp eksilmelerinde (elbette akıl sahipleri için,) Hak Teâlâ'nın varlığına ve birliğine delalet eden (açık deliller vardır.)
(Al-i İmran, 3/190)
Hadîs-i Şeriflerden
İnsanlara merhamet etmeyen kimseye Ellah da merhamet etmez.
(Buhari, Edeb 18)
Dualardan
Ya İlâhî! Ümmet-i Muhammedi mağfiret buyur. Şefaate mazhar kıl. Rahmeyle. Yardım et. Üzerlerine hayr kapılarını aç. Kalblerini muhabbetinle teshir eyle. Hallerini ıslah eyle. Fesada gitmekten muhafaza buyur. Derecelerini yükselt. Gamlarını gider.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor. Manevî hava da bozulsa, herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir.
Kastamonu Lâhikası
YERYÜZÜNDE BULUNAN HER ŞEY FANİDİR

YERYÜZÜNDE BULUNAN HER ŞEY FANİDİR

04.11.2022

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ

“Arz üzerinde olan herkes, helâk olucudur. Celal ve ikram sahibi olan Rabb'in Tealâ'nın Zat-ı ulûhîyyeti ise bakidir.”[1]

Ayet-i Kerimelerin Tahlili:

Ayet-i kerimede geçen مَنْ kelimesi, akıl sahibleri için kullanıldığı cihetle; bu ayet-i kerimeden murad, ins ve cindir. Veyahut tağlib üslûbuyla bütün mevcudat dahildir.

عَلَيْهَا daki zamir, ya Küre-i Arz’a raci’dir. Arz’ın üzerindeki mevcudatın fani olduğunu ifade eder. Bununla beraber ayet-i kerimede tahsis yoktur. Yani fani olan sadece Arz ve Arz’ın üzerindeki mevcudat değil; belki sema ve sema ehli de fanidirler. Belki kâinat ve içindeki bütün mevcudat da fanidir. Bu ayet nazil olunca melekler: هَلَكَ اَهْلُ اْلاَرْضِ “Yeryüzü ahalisi helak oldu.” dediler. Cenab-ı Hak da, كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ “Her şey fanidir. Ancak Zat-ı Akdes-i İlahi bakidir.”[2] ayetini indirdi.

Veya عَلَيْهَا daki zamir, الْجَوَارِ (gemiler) kelimesine raci’dir.

Kur’an’ın semavat ve arzdan bahseden ekser ayetlerinde, ف۪ي harf-i cerri kullanıldığı halde; burada عَلَيْهَا denmesi, bu ayetin evvelki ayetle olan münasebetinden çıkan şöyle bir üslûb-u temsiliye işaret etmektedir:

Küre-i Arz, fezay-ı âlem denizinde seyahat eden bir sefine-i Rabbaniyedir. Rahman-ı Zülcemal, ins ve cinni hem ticaret, hem tenezzüh için o gemiye bindirmiş ve o gemiyi de enva-i san’at ve ni’metleriyle tefriş edip onları Daru’s-Selam’daki daimi ziyafetine davet etmiştir. Nasıl gemiyle seyahate gidenler, elbette onda daimi kalmazlar ve maksud memlekete vardıklarında inerler. Öyle de şu Küre-i Arz gemisinde seyahat eden ins ve cin, belki bütün mahlukat, bir gün haşir meydanına muvakkaten uğrayıp daha sonra vatan-ı aslileri olan cennette o gemiden inecekler, daimi bir surette orada ikamet edeceklerdir. O gemide isyan çıkaran, Daru’s-Selam’daki ebedi ziyafet davetine iman ve ibadetle icabet etmeyenler de o gemiden alınıp cehennem denilen zindana atılacaklardır.

وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ “Celal ve ikram sahibi olan Rabb'in Tealâ'nın Zat-ı ulûhîyyeti bakidir.” Bu ayette geçen  وَجْهُ kelimesinden murad, Ellah’ın Zat’ıdır.  Zat-ı Zülcelal’in bekası ise; esma ve sıfat ve ef’al-i İlahiyenin ve bunların tecelliyatının bekasını iktiza eder. Demek kâinat, mana-yı ismiyle, yani dünyaya bakan cihetiyle fanidir. Mana-yı harfiyle, yani esma ve sıfat-ı İlahiyeye bakan cihetiyle bakidir. O halde mevcudatın zahiri vücudları kaybolur. Fakat hakikatleri, esma-i İlahiye dairesinde mahfuz kalır.

رَبِّكَ “Senin Rabbin” ifâdesindeki hitap, ya her bir muhatab içindir. Bu takdirde ayet-i kerimenin manası şöyle olur: “Ey muhatab! Rabbi’nin vechi, yani Zâtı bakidir. Öyleyse O'ndan başkasına iltifat etme. Çünkü, O'nun dışındaki herşey, fanidir.”  Veyahut  ayetteki hitab, Hazret-i Muhammed (a.s.m)’adır.

ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ifadesinin üç manası vardır:

Birincisi: Her iki isim, masdar-ı bina faildir. Yani Ellah (cc), celal ve ikram sahibidir. Yani azamet ve kibriya sahibi ve mahlukatına, hususan insana iyilik yapan Zat demektir.

İkincisi: Her iki isim, masdar-ı bina mef’uldur. Yani Ellah, tazim ve ikram olunmaya, yani ibadet olunmaya layık Zat demektir.

Üçüncüsü: Biri masdar-ı bina fail, diğeri masdar-ı bina mef’uldür. Yani Ellah celal sahibi ve kendisine iyilik yapılmaya, yani ubudiyette bulunulmaya layık olan Zat demektir.

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresi’nin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.

 


[1] Rahman, 55:26-27

[2] Kasas, 28:88.

 

Bu yazi 909 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.029 sn. deSen
↑ Yukarı