tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Ey insanlar! (Siz, ekseriyetle dünya hayatını ahiret hayatına tercih ediyorsunuz. Halbuki ahiret, dünyadan daha hayırlıdır ve devamlıdır.) Ahiret hayatı ebedidir. Ehl-i iman hakkında cismani ve ruhani saadetleri camidir. Dünya hayatı ise fanidir. Elem ve kederden hali değildir.
(A’la, 87/16-17)
Hadîs-i Şeriflerden
Ey Ellahım! İki zayıfın, kadın ve yetimin haklarının zayi olmasından insanları şiddetle sakındırıyorum.
(Nesai, Sünen İşretün nisa 64)
Dualardan
Ya İlâhî! Dünyâyı saran dinsizlik âfetinden İslâm Âlemi’ni ve yurdumuzu halâs eyle. Bu âfeti memleketimizde, içimizde, bilhassa gençlerimizde yaymaya çalışanları, şeytândan ders alarak ehl-i îmâna saldıran zâlimleri, حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ diyerek, izzet ve azametine havâle ediyoruz.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Evet âdi bir muntazam makine, intizam ve mizanlı heyetiyle şeksiz bir mahir ve dikkatli ustayı gösterdiği gibi; kâinatı dolduran hadsiz zîhayat makineler de, herbirisi binbir mu'cizat-ı ilmiyeyi gösteriyorlar.
Şuâlar
İNCİ VE MERCAN, ANCAK RAHMAN’IN ESER-İ SAN’ATI OLABİLİR

İNCİ VE MERCAN, ANCAK RAHMAN’IN ESER-İ SAN’ATI OLABİLİR

14.10.2022

يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ

“O iki denizden inci ve mercan çıkar.”[1]

Şu ayet-i kerime, İnci ve mercanı bir misal olarak gösterip denizin içindeki sair nimetlere işaret eder. Hususan inci ve mercanı zikretmesi ise, onlardaki san’at-ı Rabbaniyeye dikkatleri çekmek içindir. İnci ve mercanda öyle bir san’at vardır ki; Ellah’dan gayrı herhangi bir sebeb, o san’ata malik olamaz. Eğer bütün esbab toplansa, bir tek inciyi ve bir tek mercanı icad edemezler.

Hem o küçücük inci ve mercanı icad etmek, ancak bütün denizleri birbirine tecavüz ettirmeden kabza-i kudretinde tutmak, gece-gündüzü ve mevsimleri intizamla çevirmek ve denizdeki hayvanatı teshir etmekle mümkündür.

Yağmur damlalarından inci olması, denizin altında mercanın teşekkülü, akl-ı beşer ile tartılmayan birer mu’cize-i kudret-i İlahiyedir. Bütün dünya toplansa, bu san’atı teşkil ettirebilir mi? Hayır. Öyleyse inci ve mercanı size kim süs eşyası olarak halketmiş ise, ubudiyete layık yalnız O’dur. Madem O Zat-ı Rahman, kelamında inci ve mercana yer vermiş, öyle ise bunlar, O’nun eser-i san’atıdır. Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan, bu ayetiyle denizlerdeki nimetleri ihtar ile beşeri şükre davet edip manen şöyle der:

“Ey cin ve ins! Sizin için denizleri teshir eden ve o denizleri maişetiniz, zinetiniz ve ticaretiniz için hesabsız nimetlerle dolu bir rahmet hazinesi haline getiren Zat, size Kur’an’ı ta’lim eden Rahman-ı Zülcemal’dir. Size böyle nimetler veren Zat, elbette sizden ubudiyet ve şükür ister ve sizi ahkam-ı İlahiye ile mükellef kılar ve sizi başıboş bırakmaz ve kabre girip kalkmamak üzere yatmanıza müsaade etmez. Sizi mutlaka hesaba çeker. O hesab ise Kur’an’a göre olacaktır. Zira sizi dünyada Kur’an ile mükellef tutmuştur. O halde Kur’an’a itaat ederek şu ni’metlere şükredin ve bu nimetleri veren Rahman’a ibadet edin.” 

Şayet zamirin râci’ olduğu iki denizden murad, maddi denizler olduğu takdirde inci ve mercandan murad, bildiğimiz zinet ve mücevherattır. Eğer denizlerden murad, manevi denizler olsa, mesela; vücub ve imkan denizleri, rububiyet ve ubudiyet denizleri veyahut Kur’an denizi gibi denizler olsa, onların da herbirinden manevi, ayrı ayrı pek çok inci ve mercan çıkar.

Evet, vücub âlemi dürr ü mercan ile dolu olduğu gibi; imkan âlemi de dürr ü mercan ile doludur. Esma-i İlahiye bir hazine gibidir. Her bir isim birer dürr ve mercan hükmündedir. Tecelliyat cihetiyle de her bir isim, hadsiz dürr ve mercanları ihtiva eder. Âlem-i imkan da bir hazine gibidir. Her bir mevcud, birer dürr ve mercan hükmündedir. Kâinat, san’at ve nimet cihetiyle ne kadar dürr ve mercanları ihtiva ettiği düşünülsün. 

Teklifi kanunları ihtiva eden bahr-i Kur’an, dürr ü mercan ile dolu olduğu gibi; tekvini kanunları ihtiva eden kâinat da dürr ü mercan ile doludur. Her bir teklifi kanun, birer dürr veya mercan olduğu gibi; her bir tekvini kanun da birer dürr veya mercan hükmündedir.

İrade-i külliye-i İlahiyeden gelen evamir ve nevâhi-i İlahiyenin her biri birer dürr ve mercan hükmündedir. Buna mukabil insan, enaniyetinden vazgeçip iradesini hakka tabi kılsa, maddi ve manevi cihazatını, kabiliyet ve istidadını tekalif-i İlahiyeye imtisal etmekle inkişaf ettirse, bu durumda maddi ve manevi cihazatının her biri, birer dürr veya mercan hükmüne geçmekle kıymet kazanır. 

Kur’an da bir denizdir. Her bir ayet-i kerime ve hatta her bir ayetin mana ve mefhumlarının herbiri, birer inci veya mercandır. Kâinat da bir denizdir. Her bir mevcud birer dürr ve mercan mesabesindedir. Kur’an bir dalgıçtır. Kâinat denizine gözü açık olarak dalar ve o denizden esma-i hüsna hazinelerini çıkarır.

Vehakeza maddi ve manevi bütün denizler ve o denizlerde bulunan inci ve mercanlar bu misallere kıyas edilsin.

Demek bu ayet-i uzma, ins ve cinni şu mezkûr denizlere daldırıp maddi ve manevi inci ve mercanları çıkarmaya teşvik eder. Bu nimetlere karşı gaye-i hilkati ve vazife-i asliyesi, şükür olduğunu cin ve inse ihtar eder.

 

(Semendel Yayınların’dan Rahman Suresi’nin Tefsiri Adlı Eserden Alınmıştır.)

 


[1] Rahman, 55:22.

 

Bu yazi 610 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2022 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.042 sn. deSen
↑ Yukarı