tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Yeryüzünde kibirli bir halde yürüme. Şüphe yok ki, sen ne yeri yarabilirsin) öyle bir kuvvete sahip değilsin (ve ne de boyca dağlara yetişebilirsin.) Artık bu kadar büyüklük taslamak sana yakışır mı?
(İsra, 17/37)
Hadîs-i Şeriflerden
Ellah, gündüz günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için geceleyin rahmet elini açarak tevbeleri kabul eder. Gece günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için gündüz rahmet elini açarak günahları bağışlar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar (yani kıyamete) kadar bu böylece devam eder gider.
(Müslim, tevbe 31)
Dualardan
Ya İlâhî! Din ve mukaddesat düşmanlarını kendi dertlerine düşürerek kötü emellerine muvaffak eyleme.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünki zevale mahkûm, hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli.
Sözler
ARZIN ZİHAYATLA ŞENLENDİRİLMESİ

ARZIN ZİHAYATLA ŞENLENDİRİLMESİ

07.01.2022

وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ

“Ve Rahman Teala, zihayatın menfaati için arzı vaz’ edip müheyya etti. Yani Rahman-ı Zülcelal, yeri de yeryüzündeki mahlukatın, bahusus zihayatın, hususan insanların menfaati için aşağıya koydu.”[1]

Kur’an-ı Mu’cizu’l-Beyan, bir önceki ayette semanın yükseltilmesinden ve orada mizanın vaz’ edilmesinden, zihayatın rızkının oraya bağlı olduğundan bahsetti. Semanın ecram-ı semaviye ile şenlendirildiğini, o ecramın melaike ve ruhaniyata mesken kılındığını ifade etti. Bu ayet-i kerimede ise, yeryüzünün nebatat ve hayvanat ile şenlendirildiği, zihayatlar, hususan insanlar için mesken kılındığı ve onların teayyüşüne medar olacak bir surette müheyya edildiği ifade edilmektedir.

Bu ayet-i kerime ifade ediyor ki; Rahman yeri aşağıya koymuş, onda nebatat, hayvanat ve insanları halketmiş ve yeri insana mesken ve hadim kılmış ve insanın menfaatine müheyya etmiştir. Evet, arzın insanın taayyüşüne medar olacak bir surette müheyya edilmesi, ancak insanı bilen ve ona şefkat eden bir Rahman-ı Zülcemal’in nimeti olabilir. Başka hiçbir sebeb böyle bir nimeti insana bahşedemez.

Rahman isminin neticesi ve kâinatın nizamının ucu insana dayanıyor. Zira bütün âlem yere, yer ise insana musahhardır.

Gökleri yukarıya yükselten Rahman-ı Zülcelal, yeri de aşağıya yerleştirmiştir. وَضَعَ kelimesi, bir şeyi güzelce yerine yerleştirmek manasına da gelir. Bu manaya göre Cenab-ı Hak, Küre-i Arzı kendi mihverinden çıkmaması ve üzerindeki mevcudatı fezaya fırlatmaması için onu defineli direkler ve hazineli kazıklar hükmünde olan dağlarla sabitleştirmiştir. Böylece Küre-i Arz gemisinin dengesini muhafaza etmiştir.

وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا ayet-i kerimesinin وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا ayet-i kerimesinden evvel zikredilmesi işaret eder ki; semanın sekenelerinin yaratılması, tesviye ve tanzim edilmesi, arzın sekenelerinin yaratılmasından ve tesviye ve tanzim edilmesinden öncedir. Her ne kadar yaradılış bakımından önce arz, sonra semavat gelir. Sekenelerinin yaratılması, tesviye ve tanzimi cihetinde ise; önce sema, sonra arz gelmektedir. Yani evvela şecere-i hilkat-i kâinatın sema dalının meyveleri hükmünde olan melekler, ruhaniler ve onların merkeb ve mescidleri hükmünde olan Güneşler, yıldızlar, seyyareler halkedilmiştir. Sonra Küre-i Arz dalının meyveleri hükmünde olan meadin, nebatat, eşcar, hayvanat ve en son meyve olarak insanlar yaratılmıştır. İnsan denilen meyvenin en mükemmeli olarak da Resul-i Ekrem (asm) vücuda getirilmiştir.

Cenab-ı Hak; وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ ayet-i kerimesiyle; arzı enam için vaz’ ettiğini bildiriyor. وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا ayet-i kerimesinde ise semayı, kimler için ref’ ettiğini bedahetinden dolayı zikretmemiştir. Zira düşünebilen her insan, semanın da sekeneleri bulunduğunu, hem o sekenelerin oraya münasib olduğunu anlar. Evet, arzı enamla şenlendiren bir Zat-ı Rahman, semavatı boş ve hali bırakır mı? Zira orası, yere nisbeten hayata daha elverişlidir. Semanın sekeneleri de melaike ve ruhaniyattır.

Kur’an-ı Hakim, وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ ayetiyle arzın insan için yaratıldığını ifade ediyor. “Küre-i Arz insan için yaratılmışsa, insan ne için yaratılmıştır?” diye düşündürür.  Daha sonra ta’lim-i Kur’an ile insanın yaratılış gayesinin iman ve ubudiyet olduğunu ona bildirir. Hem Küre-i Arzı bu kadar hadsiz mahlukat ile doldurup boşaltan bir Zat, insanı “Acaba bu mevcudat nereden geliyor, nereye gidiyor, vazifeleri nedir?” diye tefekküre sevkeder. Daha sonra ilm-i hikmet olan Kur’an ile bu sualleri şöyle cevablandırıyor: Şu mahlukat, daire-i ilm-i İlahiden gelip vücud sahasına çıkıyorlar. Bu dünyada vazifeleri me’muriyettir. Vazifeleri bittikten sonra onların Halıkı, onları tekrar ölüm ile bekaya mazhar edecektir.

 

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresi’nin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.)

 


[1] Rahman, 55:10.

 

Bu yazi 509 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2021 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.027 sn. deSen
↑ Yukarı