tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(O kimseler ki imân etmişler,) yani Hazret-i Muhammed (asm)’a indirilen vahy-i İlahinin tümünü birden kalben tasdik edip dil ile ikrar etmişler (ve imanlarına bir zulmü) herhangi bir şirki (bulaştırmamışlardır. İşte) asıl (korkudan) ebedî azaba düşme endişesinden (emin olmak, onlara) halis imâna sahip olan zatlara (aittir.) Onların istikballeri güven içindedir. (Ve hidâyete ermiş olanlar da onlardır.)
(En’am, 6/82)
Hadîs-i Şeriflerden
Üstteki el, alttaki elden daha hayırlıdır. Üstteki el, veren eldir. Alttaki el ise, dilenip alan eldir.
(Buhari, Zekat 18; Müslim, Zekat 94)
Dualardan
Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmîn.
(Sözler)
Vecîze
Madem bir harf, kâtibini göstermeksizin olmaz. San'atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki; bir harfte koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?
Sözler
O’NUN (a.s.m) RİSALETİ OLMASAYDI, KÂİNAT YARATILMAZDI

O’NUN (a.s.m) RİSALETİ OLMASAYDI, KÂİNAT YARATILMAZDI

05.11.2021

Kur’an’ın ta’limi ve Hazret-i Muhammed (asm)’ın risaleti,  hilkat-i kâinatın ve halk-ı insanın ille-i gaiyesidir. O halde denilebilir ki; ta’lim-i Kur’an, Risalet-i Muhammediye ile tahakkuk etmiştir. O Zat-ı Ekrem (asm)’ın risaleti vasıtasıyla da kâinatın yaradılış gayesi tebarüz etmiştir. Öyleyse denilebilir ki; O’nun risaleti olmasaydı, kâinat yaratılmazdı.

Bazı ulema, لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَ hadis-i kudsisinin lafız ve manasına dikkat etmedikleri için,  bu kudsi hadisi kabul etmekte zorlanıyorlar. Bu hadis-i kudside geçen ك zamirinden murad, Resul-i Ekrem (asm)’ın şahsiyeti değildir. Belki bu zamir, O’nun risaletine, yani Kur’an ve Sünnet ile getirdiği nur-u hidayete bakar. Eğer O’nun risaleti, yani Kur’an ve Sünnet olmasaydı, şu kâinatın manası anlaşılmazdı. O’nun risaletiyle şu   mevcudat-ı âlem tevhidin birer şahidi ve ahiretin birer delili olduğu tebarüz etti. Eğer O Zat-ı Ekrem (asm), mevcudatın tevhid ve ahiret hakkındaki bu şehadet ve delaletini ta’lim buyurmasaydı, muammay-ı mevcudat çözülmezdi.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ

“Cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım. Onların vazifeleri, Halık-ı kâinatın varlığını ve birliğini tasdik etmek, O Mabud-u Bilhakka kullukta bulunmaktır.”[1]

Bu ayet-i kerimenin ifadesiyle, hilkat-ı âlemin gayesi ibadettir. İbadetin en güzel şeklini de Kur’an tarif etmiştir. Kur’an’ın tarif ettiği böyle bir ubudiyeti, en mükemmel bir surette ifa eden, Resul-i Ekrem (a.s.m)’dır. Öyleyse denilebilir ki, Resul-i Ekrem (a.s.m)’ın risaleti olmasaydı, dünya da yaratılmazdı.

Cenab-ı Hak, bu kâinatı kendisini tanıttırmak için yaratmıştır. Ellah’ı tanımak da ancak Resul-i Ekrem (a.s.m) vasıtasıyla bize tebliğ edilen vahy-i İlahi ile olmuştur. Demek bu hadisi inkar edenler, ك harfindeki inceliği derk edememişlerdir. Hadisin kısaca manası; “Eğer  Risalet-i Muhammediye (a.s.m) olmasaydı, dünya yaratılmazdı.”  şeklindedir.

Demek Risalet-i Muhammediye (a.s.m) sebeb-i hilkat-i âlemdir. Dünya O’nun risaleti için, ahiret de O’nun ibadeti için yaratılmıştır. Cennetin husûl ve vüsulü O’nun risaleti sebebiyle, vücud ve icadı da O’nun ibadeti vesilesiyledir. Bu asırda Kur’an’ın manevi tefsiri olan Risale-i Nur’un muhtelif eserlerinde bu hakikat şöyle izah edilmektedir:           

“Hem meselâ: لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَ beyanında "Bu hitab zahiren Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'a müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevilhayata raci'dir." fıkrası, ta'dile muhtaçtır. Çünki küllî hakikat-ı Muhammediye (asm) hem hayatın hayatı, hem kâinatın hayatı, hem İsm-i A'zam'ın tecelli-i a'zamının mazharı ve bütün zîruhların nuru ve kâinatın çekirdek-i aslîsi ve gaye-i hilkati ve meyve-i ekmeli olmasından, o hitab doğrudan doğruya ona bakar. Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete onun hesabına nazar eder.”[2]

“Nasılki onun risaleti, şu dâr-ı imtihanın açılmasına sebebiyet verdi, لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَ sırrına mazhar oldu. Onun gibi, ubudiyeti dahi öteki dâr-ı saadetin açılmasına sebebiyet verdi.”[3]

“Bu kâinat sahibinin tezahür-ü rububiyetine ve sermedî uluhiyetine ve nihayetsiz ihsanatına küllî bir ubudiyet ve tanıttırmakla mukabele eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, bu kâinatta Güneş lüzumu gibi elzemdir ki; nev'-i beşerin üstad-ı ekberi ve büyük peygamberi ve Fahr-i Âlem ve لَوْلاَكَ لَوْلاَكَ لَمَا خَلَقْتُ اْلاَفْلاَكَ hitabına mazhar ve hakikat-ı Muhammediye (asm) hem sebeb-i hilkat-i âlem, hem neticesi ve en mükemmel meyvesi olduğu gibi, bu kâinatın hakikî kemalâtı ve sermedî Cemil-i Zülcelal'in bâki âyineleri ve sıfatlarının cilveleri ve hikmetli ef'alinin vazifedar eserleri ve çok manidar mektubları olması ve bâki bir âlemi taşıması ve bütün zîşuurların müştak oldukları bir dâr-ı saadet ve âhireti netice vermesi gibi hakikatları, hakikat-ı Muhammediye (asm) ve Risalet-i Ahmediye (asm) ile tahakkuk ettiğinden, nasıl bu kâinat onun risaletine gayet kuvvetli ve kat'î şehadet eder; öyle de: Başta âlem-i İslâm, bütün beşer ve bütün zîşuur; Cehennem'den daha acı ve korkunç olan ademden, hiçlikten, i'dam-ı ebedîden, fena-i mutlaktan kurtulmak için daimî aşk ve şevkle her zamanda ve câmi' mahiyetinin bütün kuvvetleriyle, bütün istidadat lisanları ile, bütün dualar ve ibadetler ve ricalarının dilleriyle istedikleri hayat-ı bâkiyeyi kuvvetli ve kat'î beşaret veren risalet-i Ahmediye (asm) ve hakikat-ı Muhammediyeye (asm) şehadet edip nev'-i beşerin medar-ı iftiharı ve eşref-i mahlukat olduğuna imza bastığı gibi.. her zamanda üçyüzelli milyon ehl-i imanın اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ sırrınca, her gün işledikleri bütün hasenatlar ve hayırların bir misli Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın defter-i hasenatına girmesi ve o tek şahsiyet-i Muhammediye (asm), yüzer milyon, belki milyarlar âbid-i muhsin kadar küllî bir ubudiyete ve füyuzata mazhar bir makam kazanması, o zâtın (asm) risaletine pek kuvvetli şehadet edip imza basar.”[4]

(Semendel Yayınlarından Rahman Suresinin Tefsiri adlı eserden alınmıştır.)

 


[1] Zariyat, 51:56.

[2]Emirdağ Lahikası I, s. 175-176.

[3] Sözler, 10. Söz. 5. Hakikat, s. 72.

[4] Şualar, 15. Şua, 1. Makam, 3. Kısım, 2. İşaret, s. 621.

 

Bu yazi 510 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2021 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.019 sn. deSen
↑ Yukarı