tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. Yakında bilecekler.) Dünya ve ahirette başlarına ne gibi felâketlerin geleceğini anlayacaklar; küfür ve isyanlarının dehşetli âkibetine kavuşacaklardır.
(Hicr, 15/3)
Hadîs-i Şeriflerden
Kim istemekten sakınırsa, Ellah onu kimseye muhtaç etmez. Kim de tok gözlü olup kanaat ederse, Ellah onu başkasına muhtaç etmeyerek zengin kılar.
(Buhari, Zekat 18)
Dualardan
Cenab-ı Hak, ehl-i imanı ve Risale-i Nur şakirdlerini böylelerin şerrinden muhafaza eylesin, âmîn.
(Kastamonu Lahikası)
Vecîze
Herhangi bir şeyin sonu ve âhiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi; zahiri ve sureti de san'at ve hikmetçe bâtınından güzel değildir.
Mesnevî-i Nuriye

ELLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLERE, ÖLÜLER DEMEYİNİZ

24.03.2017

 

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فى سَبيلِ اللّهِ اَمْوَاتٌ بَلْ اَحْيَاءٌ وَلكِنْ لَاتَشْعُرُونَ

       

            Aziz Kardeşlerim!

            Yüce Dinimiz İslam’a göre; Kur’ân’ın hâkimiyyeti için kâfirlerle savaşırken Ellah yolunda rûhunu fedâ eden mü’mine şehîd denir. Ellah yolunda öldürülenler, diğer ölüler gibi değildirler. Bu sebeble onlara ölü denilmez. Çünkü, onlar, ölüm ve sekerât acısını ve dünyâdan firâk elemini tatmadıkları için öldüklerini bilmiyorlar, ancak başka bir âleme intikál ettiklerini biliyorlar. Cenab-ı Hak, mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu hakikati şöyle beyan buyurmuştur:

            “İ’lâ-yi kelimetullah için Ellah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. Fakat, siz bunun farkında değilsiniz.”[1]

             Seyyid Kutup, bu ayet-i kerimeyi Fizilali’l-Kur’an adlı tefsirinde şöyle izah etmiştir:

            “Medîne'deki Müslüman topluluk, üzerine düşen yorucu ve ağır vazîfesini yapmak, Allâh’ın nizâmını haklı kılmak, Peygamberin sancağı altında toplanmak için yorucu bir cihâd vazîfesiyle karşı karşıya bulunuyordu. İşte Medîne'de inen bu âyet-i kerîmede Ellâhu Teâlâ, buradaki kimselerin rûhuna hitâb ediyor. Önlerinde bulunan bu bitmez tükenmez cihâd esnâsında karşılaşacakları zor­luklar ve ıztırâblar için sağlam ölçüler koyuyor: ‘Ellah yolunda öldürülmüş olanlar için, ölüler demeyiniz. Onlar diridirler. Fakat, siz anlamazsınız’ buyuruyor.

             Burada hak uğrunda öldürülen şehidler vardır... Ellah yo­lunun ulu şehîdleri... Aziz ve yüce şehidler... Kerîm ve temiz şehidler... Şübhesiz ki, Ellah yolunda cihâda çıkanlar, hak yolunda kurban olanlar; temiz rûhlu ve yüce kalbli kimselerdir. Ellah yo­lunda öldürülenler, ölü değildir. Onlar muhakkak diridirler... On­lara ‘ölü’ demek doğru olmaz. Dudağın kıpırdamasından, dilin oynamasından meydana gelen ‘ölü’ kelimesi, onları ifâde etmez. Ellah şâhiddir ki, onlar diridirler. Elbette diridirler...

             Ellah yolunda öldürülenler, uğruna öldükleri da’vânın zafere ulaşması bakımından, topluluklarda büyük bir te’sîr uyan­dırıyorlar. Onların ölümüyle da’vâları daha fazla büyür ve gelişir. Onların şehâdeti arkada kalanlara te’sîr eder. Öldürüldükten son­ra, Müslümanların iç âleminde te’sîrli bir faaliyyet unsuru olarak kalırlar. Bu da bir bakıma hareket ve faaliyyet şeklidir. İşte asıl ölmezlik budur. Onlar, bu i’tibârla insânların dünyâsında yaşarlar. Bu i’tibârla olmasa bile, bizim künhüne vâkıf olamadığımız, mâhiyyetini ancak Allâhu Teâlâ'nın bildiği hikmetlerle diridirler. Onların di­riliğine Rabbimizin (cc), ‘Onlar diridirler, fakat siz anlamazsınız’  âyet-i kerîmesi en büyük delîldir. Bu hayâtın gerçek mâhiyyeti, bizim beşerî idrâkimizin üstündedir.  Fakat, onlar muhakkak ve mu­hakkak diridirler…

            “Diridirler!.. O yüzden ölüler gibi yıkanmazlar. Onların kefenleri şehîdlik elbiseleridir. Yıkanmak, ölünün cesedini temizlemek demektir. Onlar, zâten temizdirler. Yaşarken giydikleri elbisele­rini, ölürken de giyerler. Zîrâ, onlar öldükten sonra da yaşarlar.

            “Diridirler!.. Zîrâ, onların ölümü yakınlarını, dost ve akrabâ­larını üzmez. Diridirler ve dostlarının günlük hayâtında yaşarlar. Diridirler…  Ayrılışları, geride bıraktıkları kalblere zor gelmez. Yalnız diri olmakla da kalmayıp, huzûrullahta en iyi mükâfâtla taltîf edileceklerdir.

             Bu canlı şehîdler kimlerdir? Ellah yolunda öldürülenler... Yalnız O'nun yolunda öldürülenler!.. Allâh’ın indirdiği bu hakíkatlar uğrunda öldürülenler!.. Allâh’ın gönderdiği bu nizâm uğ­runda öldürülenler!.. Başka gáye uğrunda değil, yalnız bu gáye için öldürülenler. Başka düşüncelerin, başka hedeflerin ortaklığı altında değil, yalnız bu hedefte öldürülenler...”[2]

             Kardeşlerim!

            Mâdem her nefis ölümü tadacaktır ve mâdem ölümden kaçmak eceli geciktirmez. O hâlde, aklı başında olan her mü’min, en şerefli olan ölüm ne ise o şekilde ölmeyi can u gönülden Rabbinden taleb edecektir. Mâdem Kur’ân ve hadîsin ifâdesiyle en şerefli ölüm, Kur’ân’ın hâkimiyyeti için küffârla harbederken öldürülüp şehîd düşmektir; öyle ise her mü’min, bu şehâdet mertebesini elde etmek için cihâd şuûrunu ve niyetini taşımalıdır.

 

             Kaynak: Mir’atu’l-Cihad, 2 (Semendel Yayınları)

 


[1] Bakara, 154.

[2] Fî Zılâli’l-Kur’ân.

Bu yazi 4015 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Ellah razı olsun. Gönülleri dirilten , uyandıran bir hutbe. Uyutan değil !
24.03.2017 02:17 M. ALi

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2023 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.218 sn. deSen
↑ Yukarı