tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Ey insanlar! (Zat-ı uluhiyetime kasem ederim ki; sizin için, Cenab-ı Hak'kın rahmetini, O’nun mânevi huzuruna kavuşmayı ümid eden veya Ellah’ın gadabından ve ahiretin azabından korkan, Ellah'ı çokça zikreden kimseler için Resulullah pek mükemmel bir rehberdir, güzel bir örnektir.) Öyle ise herkes, o Yüce Peygamber’in sünnetine tabi olmalı ve O’nun yüksek ahlâkiyle ahlaklanmaya çalışmalıdır.
(Ahzab, 33/21)
Hadîs-i Şeriflerden
Sizden biriniz dua ettiğinde kesin bir ifadeyle dilekte bulunsun. ‘Ellah’ım! Dilersen bana ver.’ demesin. Çünkü Ellah’ı zorlayan hiçbir kuvvet yoktur.
(Buhari, Deavat, 21; Müslim, Zikir, 7)
Dualardan
Yâ Rabbî ve yâ Rabb-es Semavati Ve-l Aradîn! Yâ Hâlıkî ve yâ Hâlık-ı Külli Şey! Gökleri yıldızlarıyla, zemini müştemilatıyla ve bütün mahlukatı bütün keyfiyatıyla teshir eden kudretinin ve iradetinin ve hikmetinin ve hâkimiyetinin ve rahmetinin hakkı için, nefsimi bana müsahhar eyle! Ve matlubumu bana müsahhar kıl! Kur'ana ve imana hizmet için, insanların kalblerini Risale-i Nur'a müsahhar yap! Ve bana ve ihvanıma iman-ı kâmil ve hüsn-ü hâtime ver. Hazret-i Musa Aleyhisselâm'a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'a ateşi ve Hazret-i Davud Aleyhisselâm'a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a Şems ve Kamer'i teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a kalbleri ve akılları müsahhar kıl!.. Ve beni ve Risale-i Nur talebelerini, nefis ve şeytanın şerrinden ve kabir azabından ve Cehennem ateşinden muhafaza eyle ve Cennet-ül Firdevs'te mes'ud kıl! Âmîn, Âmîn, Âmîn.
(Lem'alar)
Vecîze
Kabir kapısında bekleyen bir adamın arkasındaki fâni dünyaya riyakârane bakması, acınacak bir hamakattır ve dehşet verici bir hasarettir.
Tarihçe-i Hayat
  • Önsöz
  • İçindekiler
  • Soru-Cevap
  • بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

    اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَ الصَّلَاةُ وَ السَّلَامُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلٰى اٰ لِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَع۪ينَ

    TAKDÎM

    Evvelâ: Besmele-i Şerîfe ile kendini, bin bir isim ve sıfatıyla bize tavsif ve tarif eden Rabbimize lâ yuad velâ yuhsâ hamd u senâlar olsun.

    Sâniyen: Besmele-i Şerîfe’nin ifâde ettiği derin mana ve ince esrârı hakkıyla derkeden ve mûcibince hareket etmek sûretiyle bize nümûne-i imtisâl olan Nebiyy-i Ekrem (asm)’a hadsiz salât ve selâm olsun.

    Sâlisen: Risâle-i Nûr’un esâsı ve madeni ve mâyesi, şerh ve îzâhını yaptığımız bu “Birinci Söz” nâmındaki eserdir. Zira bu Söz, bütün Kur’ân’ın hülâsası olan Besmele’nin îzâhına ve hakîkatine dâirdir.

    Evet, Fâtiha-i Şerîfe, bütün Kur’ân’ın hülâsası olduğu gibi; Besmele-i Şerîfe dahî bütün Fâtiha’nın hülâsasıdır. Dolayısıyla Besmele, bütün Kur’ân’ın hülâsası hükmündedir. Bu söz, Besmele-i Şerîfe’nin, ifâde ettiği mana cihetiyle iki noktada temerküz ettiğini şöyle ifâde eder:

    Birinci nokta: Besmele-i Şerîfe, tükenmez bir kuvvettir.

    İkinci nokta: Besmele-i Şerîfe, bitmez bir berekettir.

    Şimdi Besmele’de bulunan bu iki hazîne ve defîneyi biraz îzâh edeceğiz. Şöyle ki:

    Başta nev’-i beşer olmak üzere şu âleme gönderilen her bir mevcûd ve her bir mahlûk, “acz” ve “fakr” denilen iki derin yara ile müteellim ve müteessir ve perişandır. Bu iki hastalıktan kurtulan hiçbir mahlûk yoktur. Hem bütün mevcûdât-ı âlem, bu iki yara ile yoğrulmuş; acz ve fakr, adeta onların mayası olmuştur. İşte bu dehşetli iki yara sebebiyle çâresizlik ve vahşet içinde kıvranan mevcûdâtın imdâdına semâvî olan şu mübârek kelime kavuşuyor; onların yaralarını sarıp tedavi ediyor; onları dünya ve âhirette sâhil-i selâmete çıkarıyor.

    Acaba her akl-ı selîm sâhibi, gözünü açıp başta bütün insanların hayatına ve huzuruna saldırmak üzere bekleyen düşmanlarına ve daire-i ihtiyacının vüs’atine ve bu iki noktaya mukâbil, onların halet-i ruhiyesine ve ahvâline ve gidişatına nazar ettiği zaman, mezkûr davamızı tasdîk etmeyecek midir? Hem şu mevcûdâtın, aynen nev’-i beşer gibi nihayetsiz aczini ve hadsiz fakrını kabul etmeyecek midir? Elbette tasdîk ve kabul edecektir.

    İslâm nişanı olan Besmele-i Şerîfe, insanlara ve mevcûdâta manen şöyle hitâb eder: “Ey insanlar ve ey mevcûdât! Evvelâ; siz, bekâya mazhar olacak bir kabiliyyette yaratılmışsınız. Çünkü hiçbiriniz, fânî olmak ve nâil olduğu hayattan ayrılmak istemez. Şu âlem ise, bu talebinize cevab verebilecek bir kabiliyyette değildir. Çünkü o da sizin gibi fenâ ve zevâle mahkûmdur. Öyle ise, gayet geniş olan manama ve yüksek hakîkatime yapışın; beni, vird-i zebân edin. Ben, bu yaranızı, dâr-ı bekânın varlığını size müjde vermek sûretiyle tedavi ediyorum. Dolayısıyla şu fânî hayatınıza düşman vaziyyetini alan şeylere mukâbil, bendeki tükenmez kuvvete dayanmakla o düşmanlara karşı meydan okuyabilirsiniz. Çünkü ben, nihayetsiz kudret sâhibi bir Zât-ı Kadîr-i Zülcelâl’e sizi kavuşturuyorum.

    Sâniyen; siz, gayet derecede muhtâc ve fakîr mahlûklarsınız. Daire-i ihtiyacınız, bütün âlemi ihâta etmiştir. Öyle ise, bende bulunan bitmez bereketten istimdâd edin, yardım taleb edin. O zaman nihayetsiz bir hazîne bulursunuz. Çünkü ben, maddî ve manevî hadsiz hazîneler sâhibi bir Zât-ı Ganiyyy-i Mutlak’a sizi îsâl ediyorum.”

    Esrârlı ve manası derin olan bu Birinci Söz, “Her şey, manen ‘Bismillâh’ der.” cümlesiyle gayet yüksek ve geniş bir hakîkati ifâde ediyor. Şöyle ki:

    Bütün zerrat-ı mevcûdât, bidâyet ve esnâ-i hareketinde ‘Bismillâh’ der; gücünü ve bereketini, Besmele’den alır. Bu durumda Besmele-i Şerîfe, bütün mevcûdâtın manevî çekirdeğidir. O halde bütün âlem, şu mübârek kelimenin hem netîcesidir; hem de onunla kâimdir. Evet, yaz mevsiminde yaprakların şiddet-i harârete karşı aylarca yaş ve yeşil kalması, manen Besmele çektiğinin ve ondaki güç ve kuvvete dayandığının bir isbatıdır.

    Madem hakîkat budur. Öyle ise, bütün mevcûdât içinde en nâzik, en nâzenîn, en bîçâre, en muhtâc, en garîb, en âciz, en fakîr bir mahlûk olan insan, elbette her mevcûddan daha ziyade bu mübârek kelimeye muhtâctır. O halde kimsesiz, hâmîsiz, başıboş, sergerdân, perişan olan insan, şu dâr-ı tecrübe ve imtihandan ibâret dünyada Besmele-i Şerîfe’ye yapışacak; manasını öğrenecek; her hayırlı işine onunla başlayacak; ondaki tükenmez kuvvete ve bitmez berekete dayanacak; böylece Rabbinin bütün esma ve sıfatına mazhar olduğunu hissedecektir. Zira Besmele’de bulunan اللّٰهِ ism-i şerîfi, alem-i Zât olduğundan; esma ve sıfat adedince tevhîdleri tazammun eder.

    Netîce-i kelâm: Beşer ve âlem, “acz” ve “fakr” yarası ile perişan bir vaziyyette iken;  hazîne-i kudsiyye-i Kur’âniyye’den nebeân eden Besmele-i Şerîfe, kendinde bulunan tükenmez kuvvet ve bitmez bereket ile bu yarayı sarmış ve tedavi etmiştir. Bütün mevcûdât, manen Besmele çektiği ve O’na dayandığı halde; insanların çoğu, hevâ-i nefsine esîr düştüğünden; bu mübârek kelimeden ve onun ifâde ettiği manadan i’râz etmiş; yolunu şaşırmış; şirk ve dalâlet yollarını tercîh etmiş; böylece dünya ve âhirette ziyâna dûçâr olmuştur.

    İşte şerh ve îzâhını yaptığımız bu Birinci Söz, bu hakîkati bize hülâsa sûretinde ders vermiş; talim etmiştir.

    Biz, bu eserin şerh ve îzâhı vesîlesiyle yolunu kaybeden beşere, Kur’ân nâmına bir çağrıda bulunup diyoruz ki; “Ey beşer! Yazıksın, yola gel. Bu imtihanı kaybetme. Zira kaybedersen, telâfîsi ebeden yoktur. Öyle ise, Kur’ân’a ve O’nun hülâsası olan Besmele-i Şerîfe’ye yapış ve dayan ki; kurtulasın.”

    Cenâb-ı Hak, bizi, Besmele-i Şerîfe’nin mana ve esrârına mazhar kılsın. Mûcibince amel etmeyi, bizlere nasîb u müyesser eylesin. İstikâmet ve ihlas dairesinde yaşamayı ihsan buyursun. Afvına ve rızasına nâil etsin. Âmîn.

    وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدٰى وَالْمَلَامُ عَلٰى مَنِ التَّبَعَ الْهَوٰى

     

  • --------------------------------------- 

  • Soru sorabilmek için üyelik girişi yapınız.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2022 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.025 sn. deSen
↑ Yukarı