tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Yâ Muhammed! Sana Ellâhu Teâla’dân suâl edenlere de ki: O Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd birdir. Şerîki ve nazîri yoktur. Her şey O’na muhtâç olduğu halde, O hiçbir şeye muhtâç değildir. O doğmamış ve doğurmamıştır. Ezelî ve ebedîdir. Hiçbir şey O’na denk ve mümâsil olmadı.
(İhlas, 112/1-4)
Hadîs-i Şeriflerden
Komşusu zararından emin olmayan kimse cennete giremez.
(Müslim, İman 73)
Dualardan
Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümunelerin ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster. Ve bizi makarr-ı saltanatına celbet. Bizi bu çöllerde mahvettirme. Bizi huzuruna al. Bize merhamet et. Burada bize tattırdığın leziz nimetlerini orada yedir. Bizi zeval ve teb'îd ile tazib etme. Sana müştak ve müteşekkir şu muti raiyetini başı boş bırakıp i'dam etme.
(Sözler)
Vecîze
Dünya süslü bir menzildir. Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir. Şu dünyadan herbirimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır.
Mektûbat

Aşırı yoğunluktan dolayı sorulara şu anda cevap veremiyoruz. Bu arada lütfen takipte olun.

    ← Sorulara Dön

    Şuûnât-ı İlâhiyye, Sıfât-ı İlâhiyye, Sıfât-ı Selbiyye ne demektir?
    17.12.2014 19:21 Ahmet Sonmez 8319 defa gösterilmiştir.

    ŞUÛNÂT-I İLÂHİYYE: Şuûnât-ı İlâhiyye, ba‘zı ulemâ ıstılâhınca sıfât-ı selbiyyeye ıtlâk olunur. Ba‘zı ulemâ nazarında ise, ta‘bîrinden áciz kaldığımız “ muhabbet, gadab, şefkat, sürûr-i mukaddese” gibi maánî-i kudsiyye hakkında kullanılır. Elláh’ın bu nev‘ı şuûnâtında dahi şerîki yoktur. Ba‘zan da umûmiyyeti ifâde eder. Ya‘nî, bu ma‘nâya göre, “şuûnât” ta‘bîrinde sıfât, esmâ ve ef‘ál-i İlâhiyye de dâhıldir.

    SIFÂT-I İLÂHİYYE: Kelâm ilmi ıstılâhında; Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ının lâzıme-i zarûriyyesine “sıfât” denilir. Sıfât-ı İlâhiyye ise iki kısma ayrılır: 1- Sıfât-ı Selbiyye, 2- Sıfât-ı Sübûtiyye.

    SIFÂT-I SELBİYYE : Cenâb-ı Hakk’ın lâzıme-i zarûriyye-i Zâtiyyesi olan ve Zât-ı Akdes-i İlâhiyyeyi tavsíf ve takdîs eden, mahlûkátta benzerleri bulunmayan ve kendi zıdlarını selbeden sıfâtlara denir. İşte, kendi zıdlarını selbettiği için bu sıfâtlara “selbiyye” denilmiştir. Zât-ı Akdes-i İlâhî’nin künh-i mâhiyyeti bilinmediği için hakíkí ta‘rîfi mümkün değildir. Ancak o Zât-ı Akdes, nekáisten ve zıdlarından takdîs edilmekle tavsíf edilebilir.

    Sıfât-ı selbiyye altı tanedir:

    1-VÜCÛB-i VÜCÛD: Varlığı aklen zarûrî, yokluğu ise aklen muhâl olan vücûda “Vücûb-i Vücûd” denilir. Bu sıfâta, Sıfât-ı Selbiyye denildiği gibi, sıfât-ı ayniyye ve sıfât-ı nefsiyye de denilmektedir. Cenâb-ı Hak, Vâcibü’l-Vücûd’dur. Mâsivâsı mümkinü’l-vücûddur.

    2- KIDEM: Varlığının başlangıcı olmamasıdır. O Zât-ı Vâcibü’l- Vücûd “Kadîm”dir, Ezelî’dir. Mâsivâsı ise hâdistir.

    3- BEKÁ: Varlığının sonu olmamasıdır. O Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd "Bâkí"dir, "Ebedî"dir. Mâsivâsı ise fânîdir.

    4- VAHDÂNİYYET: O Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd birdir. Vâhid’dir, Ehad’dir. Zâtında, şuûnâtında, sıfâtında, esmâsında ve ef‘álinde şerîki, nazíri, misli, misâli ve mesîli yoktur. Mâsivâsı ise müteaddiddir.

    5- MUHÁLEFETÜN Lİ’L-HAVÂDÎS: Sonradan yaratılanlara benzememesidir. O Zât-ı Zü’l-Celâl, mahlûkátın cinsinden değildir. Mâsivâsı ise biribirine benzemektedir.

    6- KIYÂM Bİ-NEFSİHÎ: O Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd, Zâtıyla káimdir. Varlığı için hîç bir şeye muhtâc değildir. Mâsivâsı ise her hâlinde ve her şe’ninde O’na muhtâctır.

    Sıfât-ı sübûtiyye ise yedi tanedir: Zât-ı Akdes-i İlâhî’de zarûreten bulunması gereken, vâhid-i kıyâsî olsun diye nümûneleri mahlûkátta da bulunan ve Zât-ı İlâhiyyeyi isbât eden sıfâtlara denir. Bu sıfâtlar; “hayât, ilim, sem‘, basar, irâde, kudret, kelâm” olmak üzere yedi tânedir.

    Ulûhiyyet-i İlâhiyye bu sıfatlarla bilinir. Bu sıfatlar:

    1- HAYÂT: Elláh’ın diri olmasıdır.

    2- İLİM: Elláh’ın her şeyi bilmesidir.

    3- SEM‘: Elláh’ın her sesi işitmesidir.

    4- BASAR: Elláh’ın her şeyi görmesidir.

    5- İRÂDE: Elláh’ın tahsís ve tercîh etme gücüne sáhib olmasıdır.

    6- KUDRET: Elláh’ın her şeye güç yetirmesidir.

    7- KELÂM: Elláh’ın konuşmasıdır. İmâm Ebû Mansur el-Mâtürîdî’ye göre, Sıfât-ı Sübûtiyye sekizdir. “Tekvîn” de Sıfât-ı Sübûtiyyede dâhıldir.

    Yorum yapabilirsiniz : ↓

    İsim
    Eposta ( Sitede görünmeyecek )
    Yorum
    Doğrulama Kodu
    Gönder

    Yorumlar :

    Henüz yorum yapılmamış.
    Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2025 | Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
    0.445 sn. deSen
    ↑ Yukarı