17 Sevval 1440
20 Haziran 2019
Üye Giriş / Kayıt tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
(Yeryüzünde kibirli bir halde yürüme. Şüphe yok ki, sen ne yeri yarabilirsin) öyle bir kuvvete sahip değilsin (ve ne de boyca dağlara yetişebilirsin.) Artık bu kadar büyüklük taslamak sana yakışır mı?
(İsra, 17/37)
Hadîs-i Şeriflerden
Bir şey isteyeceksen Ellah’tan iste, yardım dileyeceksen Ellah’tan dile. Bil ki bütün insanlar toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak senin için Ellah’ın yazdığı faydayı sana ulaştırabilirler. Yine bütün insanlar sana zarar vermeye kalksalar, ancak Ellah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler.
(Tirmîzî, Kıyâme 59)
Dualardan
Yâ İlâhenâ! İsrail adı altında mukaddes İslâm yurduna yerleştirilen ve Mescid-i Aksâ gibi Müslümanların mukad¬des yerini işgàl eden Kavm-i Yehûd’u ve hâmîlerini târu¬mâr eyle ve bu zelîl kavme mukàvemet edemeyecek derecede Kur’ân ahkâmına yabancı kalıp dînsizlik rejiminin merha¬metine sığınacak derekeye düşen Müslüman devlet ve mil¬letlerinin kalblerini îmân ve Kur’ân nûru ile tahkîm ve düştükleri bugünkü hâlden tahlîs eyle.
(Hacı Hulusi Bey)
Vecîze
Ruh zamanla mukayyed değil. Hissiyat-ı insaniye ruh derecesine çıktığı vakit, o hazır zaman genişlenir. Başkalarına nisbeten mazi ve müstakbel olan vakitler, ona nisbeten hazır hükmündedir.
Mektûbat

İSLÂM’IN BEŞ TEMEL ESASINDAN BİRİ OLAN ZEKÂT

24.05.2019

#HaftanınHutbesi

 

وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَۜ

Aziz Kardeşlerim!

Şeriat-ı Garra-i Muhammediye’de zekât ibadeti farz olduğu gibi; geçmiş peygamberlerin şeriatlarında da zekât ibadeti farz idi. Kur’ân’ı incelediğimiz zaman görürüz ki; Peygamberimiz (asm)'dan önce gelen bütün peygamberlerin ümmetlerine namaz, zekât, oruç gibi ibadetler farz kılınmıştır. Demek bütün Peygamberlerin dini olan İslâm, bu dine intisab edenlere namaz kılmalarını ve zekât vermelerini emretmiştir. Hiç bir peygamberin şeriatı, bu farzları ihmal etmemiştir. Meselâ; Allah (cc), İbrahim (as) ve O’nun âli olan diğer peygamberler hakkında şöyle buyuruyor:

“Onları (İbrâhîm, İshâk ve Ya‘kub’u ve onların neslinden gelen diğer peygamberleri) emrimizle doğru yolu gösteren önderler, rehberler kıldık. Onlara hayırlar işlemeği, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Zaten onlar bize ibâdet eden kullardı.”[1]

Yine Kur’an-ı Kerim, İsa (as)’ın namaz kılmakla mükellef kılındığını ifade etmektedir. Şöyle ki:

“Hayatta bulunduğum müddetça bana, namâz kılmayı ve zekât vermeyi emretti.” [2]

Hazret-i İsmail (as) hakkında ise şöyle buyruluyor:

“İsmail (as) ailesine ve ümmetine en büyük bir ubudiyet vazifesi olan namaz ile ve zekât ile emrederdi. (Onları bedeni ve mali ibadet ve taate teşvik buyururdu.) Ve O, Rabbi nezdinde rızaya nail olan bir kimse idi.”[3]

Bakara suresinin 83. ayet-i kerimesinde ise Ben-i İsrail’den “Namazı erkan ve adabına riayet ederek dosdoğru kılın, uhdenize düşen zekâtı da müstahak olanlara verin.” şeklinde söz alındığı beyan edilmektedir.

Kardeşlerim!

Bu ayet-i kerimelerden anlaşılıyor ki; İslâm Dini, hangi peygamber zamanında olursa olsun, namaz ve zekât ibadetleri üzerinde durmuş ve bu iki büyük farizaya çok önem vermiştir. Hiç bir zaman Allah (cc), ümmetlerden herhangi birisini bunlardan muaf tutmamıştır.

Şeriat-ı Muhammediye’de ise: Fakirlere sadaka vermek, Mekke döneminde meşru kılındı. Bu hususta pek çok ayet-i kerimeler mevcuttur. Bugünkü manada zekât ise, Medine-i Münevverede farz kılınmıştır.

Demek zekât, bütün peygamberlerin şeriatlarında mevcud olan bir ibadettir. Bu hakikat, zekâtın ne kadar ehemmiyetli bir ibadet ve bütün peygamberlerin dini olan İslam’ın beş temel rüknünden biri olduğunu ortaya koymaktadır.  Şeriat-ı Muhammediye’de ise zekât ibadetine daha fazla önem verilmiş, hem Mekke döneminde, hem de Medine döneminde zenginlerin mallarında fakir ve miskinlerin hakkı bulunduğu Allah tarafından beyan edilmiş, zekâtın nerelere verilmesi gerektiği ayet ve hadislerle tesbit buyrulmuştur.

Bu sebeple Müslüman, zekâtını Allah’ın tesbit ve tayin buyurduğu yerlere vermekle mükelleftir. Zekâtını müstahak olan yerlere vermeyenler, İslam’ın beş rüknünden birini hedmetmiş olduklarından şiddetli azaba düçar olacaklardır. Zekâtını müstahak olmayanlara verenler, ind-i İlahi’de ne kadar mes’ul iseler; müstahak olmadıkları halde fakir ve miskinlerin hakkını gasbedip alanlar da o kadar mes’uldürler.

 

 

(Semendel Yayınları’ndan Kitabu’z-Zekât adlı eserden alınmıştır.)


[1] Enbiyâ, 21:73.

[2] Meryem, 19:31.

[3] Meryem, 19:55.

 

 

Bu yazi 245 defa gösterilmiştir.

Yorum yapabilirsiniz :

İsim
Eposta ( Sitede görünmeyecek )
Yorum
Doğrulama Kodu
Gönder

Yorumlar :

Henüz yorum yapılmamış.

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed el-Mûşî el-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2019 Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.020 sn.
↑ Yukarı