2 Rebiülahir 1440
10 Aralık 2018
Üye Giriş / Kayıt tel tel tel
Kur'an-ı Kerim'den
Ellah yolunda mallarını harcayanların misâli, yedi başak bitiren bir dâne gibidir ki, her başakta yüz dâne vardır. Ellah dilediğine kat kat fazlasını verir. Ellah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.
(Bakara, 2/261)
Hadîs-i Şeriflerden
Kim Cehennem’den uzaklaştırılıp Cennet’e girmeyi isterse, Ellah'a ve kıyamet gününe iman ettiği halde ölmelidir. Bir de kendisine yapılmasını arzuladığı şeyi diğer insanlara da yapmalıdır.
(Müslim, İmara, 46)
Dualardan
Cenab-ı Hak, onlardaki nihayet tevazu ve mahviyette tam izzet ve kahramanlık seciyesini umum kardeşlerimize teşmil ettirsin, âmîn!
(Şualar)
Vecîze
İttihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizâc-ı efkârdır.
Münâzarât
← Diğer sorulara dön.
  • Soru sorabilmek için üyelik girişi yapınız.

    BİRİNCİ MAKÁM-I ÁLÎ: Makám-ı Mevcûdiyyet-i İlâhiyye (Rûm Sûresi, 17-18. Âyet-i Kerîmelerinin Tefsîri)
    02.07.2015

    Bu makám-ı álî, ya‘nî sıfât-ı selbiyye, husúsan “vücûd” sıfatı ve “Mevcûd” ve “Vâcibü’l-Vücûd” isimleri, lüzûm derecesinde âhireti iktizá ve vücûb derecesinde bâkí bir álemi istilzâm ve zarûret derecesinde mükâfât ve mücâzât için haşir ve neşri ister. Bu makámda ifâde edilen hakíkatler, haşr-i cismânî etrâfında temerküz ediyor ve onun isbâtına dâirdir. Zîrâ, bu makámın tereşşüh ettiği gelecek âyet-i kerîmelerin asıl hedefi ve gáyesi, haşr-i cismânînin delîllerle isbâtıdır.

    فَسُبْحَانَ الّٰلِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ

     وَلَهُ الْحَمْدُ فِىالسَّمٰوَاتِ وَالَْرْضِ وَعَشِيًّا وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ

    ÂYET-İ KERÎMELERİN MEÂLİ

    “Elláhu Teálâ, Ma‘bûd-i Bi’l-hak’tır. İbâdete müstehak yalnız O’dur. Her vecihle tesbîh ve takdîse lâyıktır. (Artık) ey Elláh’ın kulları! (Akşâmladığınız ve sabâhladığınız vakit, bin bir isim ve sıfat sáhibi olan Elláhu Teálâ’ya tesbîhte bulunun, O’nu cemî-ı nekáisten tenzîh edin.) Ya‘nî, gece vakti olunca akşâm ve yatsı namâzlarını, sabâh vakti girince de sabâh namâzını kılın. Zîrâ, o Zât-ı Akdes’e karşı olan tesbîh, takdîs, tahmîd ve tekbîr vazífelerinizi ancak namâz vâsıtasıyla hakkıyla edâ edebilirsiniz. (Ve göklerde ve yerde olan bütün mahlûkátın hamd ü senâsı, yalnız O’na mahsústur. O’ndan gayrı bi-hakkın hamde müstehak hîç bir varlık yoktur.

    Ve gündüzün nihâyetinde) ya‘nî ikindi vaktinde ikindi namâzını kılın (ve öğle vaktine girdiğinizde de) öğle namâzını edâ edin. Böylece tesbîh, tahmîd ve ta‘zím vazífenizi îfâ etmiş olursunuz. O Ma‘bûd-i Bi’l-hakk’a göklerde bulunanlar da, yerde bulunanlar da hamd ü senâ etmekle mükelleftirler. Zâten, bütün kâinât, tekvînen lisân-ı hâl ile o Zât-ı Akdes’in vücûb-i vücûd ve vahdetini tasdîk etmekte ve O’na ıbâdet etmektedir. Mahlûkát içinde en büyük bir mevkıı hâiz olan insânların bu îmân ve ubûdiyyet vazífesinden muáf tutulması düşünülebilir mi? Hayır, aslâ ve kat‘á! Öyle ise, onlara da bir teklîf olacaktır. Binâenaleyh, ey teklîfî kánûnlarla mükellef olan insânlar! Siz de kulluk vazífenizi edâ etmekle, kâinâta kardeş olunuz. Eğer bu vazífenizi edâ ederseniz, mükâfât görürsünüz. Şâyet îmân ve ibâdetten istinkâf ederseniz, cezâ çekersiniz. Zîrâ, teklîf, mükâfât ve cezâyı iktizá eder. Mâdem bu dünyâda böyle bir mükâfât ve cezâ hakkıyla görünmüyor. Öyle ise, başka bir mahall-i mükâfât ve dâr-ı cezâ vardır.”

Muhammed Doğan'ın (Molla Muhammed El-Kersî) beyanatları Nurmend.com sitesinden başka bir platformda yayınlanmamaktadır. © 2014-2019 Her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Nurmend - Şerhmend
0.014 sn.
↑ Yukarı